Fuzuli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fuzuli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Fuzuli "Şikayetname" (Selam verdim rüşvet değildir deyi almadılar)

Halk arasında selam için “Allah’ın selamı” derler.
-Yahu Allah’ın selamını verdik, onu bile almadı diye serzenişte bulunurlar.
Şair Fuzuli de ünlü mektubu Şikayetname’ye “Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar” şeklinde başlamış. Gelin geçmiş zamanın bu ünlü hikayesini dinleyelim.
16. yüzyılın büyük Divan şairi Fuzuli, yalnız bir insandır. Onun şu beyitini çoğunuz bilirsiniz.
“Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabâdan gayrı”
demiştir.
Yani şair o kadar yalnız birisidir ki evinin kapısından içeri sadece sabah rüzgarı girmektedir. Çileli geçen bir ömür… Yalnızlık, yoksuzluk, kimsesizlik onun için kader olmuştur. Halbuki Fuzuli, ana dili Türkçe dışında Arapçaya ve Farsçaya o derece hakimdi ki üç dilde de divan sahibi olacak kadar… Her üç dilde de oldukça güzel şiirler yazıyordu ama bunlar, o devirde onun geçim sıkıntısını aşmasına yetmedi.
Bir zaman geldi ki cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman, şairin yaşadığı şehir olan Bağdat’ı alınca (1434), şair de yine bir umut belirdi. Bu şöhretli padişaha ve onun maiyetindekilere kasideler sundu ve onların iltifatına mazhar oldu. Rüstem Paşa, Mehmed Paşa, İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyükleri de bu övgüden nasiplerini aldılar.
Padişaha şairin kimsesizliği, yoksulluğu anlatıldı. O da Bağdat’taki Osmanlı Vakıflarının ziyadesinden, yani vakfın zorunlu harcamalarından arta kalan paradan günlüğü 9 akçeye gelen bir maaş bağlattı. Fuzuli için bir umut ışığı doğmuştu ama sevinci kursağında kaldı. Devrin rüşvetçi memurları, Fuzuli’ye bu parayı ödemek için ondan rüşvet istediler. Şair, zaten fakir bir insan, üç kuruş maaşla geçinecek, rüşvet verecek parası var mı dersiniz, hiç sanmam. Olsa verir miydi? Açıkçası hiç böyle bir şeyi düşünemiyorum.
Fuzuli, günden güne daha da fakirleşti ve Hille’ye, Kerbela bölgesine göçtü, Hz. Hüseyin Türbesi’nin bekçiliğini yaparak geçinmeye çalıştı. Lakin, yine de cihan padişahının bu olaydan haberdar olmasını istedi. Kanunî`nin fermanlarına tuğra yapan Nişancıbaşı Celâlzâde Mustafa Çelebi’ye bir mektup yazdı. Bu mektup Türk Edebiyatındaki en önemli mektuplar arasındaki yerini aldı. Çünkü, sanatlı ifadelerle dolu bir eserdi. Özellikle mektubun başındaki “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar” ibaresi devlet dairelerindeki bozulmayı en veciz bir şekilde anlatması bakımından yıllar yılı söylendiği gibi maalesef günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.
Şairin Kanuni’den ilgi beklediği açıktır. Hatta şair, maaşının bağlanmasını arzu ettiği gibi İstanbul’a gelmeyi de istemektedir. Lakin bu beklentilerinin hiçbiri gerekli ilgiyi görmemiştir. O devirde salgın hastalıklar çoktur ve Kerbela’da bir salgın hastalık çıkmıştır. Veba ya da koleradan şairin öldüğü bilinmektedir.
İşte ünlü Şikayetname’nin metni:

ŞİKAYETNAME
Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar.
Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. Eğerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.
Dedim: - Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne yüz asıklığıdır?
Dediler: - Bizim adetimiz böyledir.
Dedim: - Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.
Dediler: - Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.
Dedim: - Beratımın gereği niçin yerine gelmez?
Dediler: - Zevaittir, husulü mümkün olmaz.
Dedim: - Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?
Dediler: - Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?
Dedim: - Vakıf malın dilediği gibi kullanmak vebaldir.
Dediler: - Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.
Dedim: - Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı bulunur.
Dediler: - Bu hesap, kıyamette sorulur.
Dedim: - Dünyada dahi hesap olur, haberin işitmişiz.
Dediler: - Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri razı etmişiz.Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler, çaresiz mücadeleyi terk ettim ve mey'us ü mahrum guşe-i uzletime çekildim.
Sözlerimi Fuzuli’nin şu beyiti ile bitireyim:
Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder
Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal
(Dünya bir Pazar yeridir ki insanlar ellerindeki malları sunarlar. Dünya ehli altını ve gümüşü pazarlar, hünerli insanlar ise erdemlerini, olgunluklarını sergilerler.)

29 Nisan 2010 Perşembe

DİVAN EDEBİYATININ ŞAİR VE YAZARLARI

HOCA DEHHANİ
ü    Divan edebiyatının kurucusu kabul edilir.
ü    Yirmi bin beyitlik “Selçuk Şehnamesi”adlı kitabı vardır.
ü    Vatan hasreti ile ilgili şiirleri vardır.
MEVLANA
ü      Mevlevi tarikatının kurucusudur.
ü      Mesnevi adlı yüz bin beyitlik eseri vardır
ü       Divan-ı Kebir, Mektubat adlı eserleri de vardır.
ü      13.yy. tasavvuf şairidir.
ü      Bütün eserlerini Farsça yazmıştır.
NECATİ BEY

ü    Divanı vardır.
ü    Millileşme akımını savunmuştur.
ü    Eserlerinde sade bir dil kullanmıştır.
ü    Divan şiirine bir yerlilik, bir ulusallık kazandırmaya çalışmıştır.


AHMEDİ
ü       14. yy. da tanınmış bir şairdir.
ü       İran edebiyatının bütün özelliklerini edebiyatımıza katmaya çalışmıştır.
ü       Din dışı konularda şiirler yazmıştır.
ü       “Cemşit u Hurşit, İskendername Divan’ı”adlı eserleri vardır.


ŞEYHİ
ü     15. yyda yaşamıştır.
ü    Tasavvufi şiirleri ağırlıktadır.
ü    Çağının dil inceliklerini eserlerinde yansıtmıştır.
ü    Devrinin bozukluklarını bir eşekten yola çıkarak şikâyet ettiği        “HARNAME”adlı kitabı meşhurdur. Bu kitap birçok yönüyle fabl özelliği taşımaktadır.
ü    Harname, Hüsrev ü Şirin ve Divan adlı kitapları vardır.

ALİ ŞİR NEVAİ
ü    Çağatay Türk edebiyatını en önemli temsilcisi sayılır
ü    “Muhakemet’ül Lugateyn”adlı kitabıyla Türkçe-Farsçayı karşılaştırmış ve Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu söylemiştir.
ü    “Hamse” (beş mesnevi) sahibidir.
ü    İlk bibliyografya kitabımız (şairlerin hayatını almış) olan “Mecalisü’ün Nefais”adlı kitabı vardır.
ü    Türkçenin musiki ve vezin kalıplarını içeren Mizanül Evzan adlı kitabı vardır.
ü    Devlet adamlığı yapmıştır.
FUZULİ
ü    Duygu, düşünüş ve edebiyat açısından Türk edebiyatının en büyük şairi sayılır.
ü    Lirik şiirleri oldukça meşhurdur.
ü    Platonik bir aşk anlayışı vardır.
ü    Azeri Türkçesini kullanmıştır.
ü    Uçsuz bir hayal dünyasına, derin bir bilgiye sahiptir.
ü    Kerbela da türbedarlık yaptığı söylenir.
ü    Ona göre şair bilgisiz olamaz, ilham olmadan şiir yazılmaz. Şiir bir Allah lütfüdür.
ü    “Şikâyetname” adlı eseri devrin bozukluklarını anlatan “hiciv”dalında ilk mektuptur.
ü    Türkçe Divanı, Farsça Divanı, Arapça Divanı, Hadikat’üs Süeda, Beng ü Bade, Leyla ü Mecnun Mesnevisi, Hadisi Erbain, Şikâyetname adlı kitapları vardır.
ü     
SİNAN PAŞA
ü    15.yüzyılın nesir yazarıdır.
ü    Dili oldukça süslüdür.
ü    “Tazarru -name”adlı eseri oldukça meşhurdur. Seciler ve söz sanatlarıyla doludur.


BAKİ
ü       Şairlerin sultanı lakabıyla anılır(sultan’uş şuara)
ü       Kanuni’nin iltifatına çokça mazhar olmuştur.
ü       Genellikle din dışı konularda şiir yazmıştır.
ü       Ahenk ve kulak için kafiyeye çok düşkündür.
ü       16.yyda yaşamış en büyük şairdir.
ü       Divan’ı ve Kanuni Mersiyesi meşhurdur.
ü        
NEFİ
ü    Kasidenin Türk edebiyatındaki tartışmasız lideridir.
ü    Övdüğünü göğe çıkarır, yerdiğini yerin dibine geçirir. Sınırlaması yoktur.
ü    Dili oldukça süslüdür.
ü    Öldürüldüğü söylenir şiirleri yüzünden.
ü    “Sihamı- Kaza adlı eseri vardır.
KÂTİP ÇELEBİ

ü    “Cihan-numa, Keşf’uz Zunün, Mizan’ül- Hak”adlı eserleri vardır.
ü    Didaktik eserler yazmıştır.



BAĞDATLI RUHİ
ü Toplumcu bir özelliğe sahiptir.
ü Döneminin aksaklıklarını terki-i bentleriyle eleştirmiştir.
ü Tarikata girmesine rağmen din dışı şiirleri vardır.
NABİ
ü    Asıl adı Yusuf’tur.
ü    17. yy da yetişmiştir.
ü    Didaktik – hikemi şiirin edebiyatımızdaki en iyi temsilcisi sayılır.
ü    Akıcı ve düzgün bir dili vardır.
ü    Oğlu için yazdığı “Hayriye”adlı kitabı meşhurdur.
ü    Farsça ve Türkçe Divanı, Hayrabat, Sürname adlı kitapları vardır

EVLİYA ÇELEBİ
ü    Edebiyatımızın seyahat yazarlarının piridir.
ü    “Seyahat-name” adlı eseri vardır.
NEDİM
ü    Lale Devri (18. yy) nin eğlencelerini eserlerinde en iyi yansıtan şairdir.
ü    Şiirde mahallileşme akımını başlatan ve yerleştiren şairdir.
ü    Tasavvufun etkisinde kalmayan tek şairdir.
ü    İstanbul Türkçesi ile yazmıştır.
ü    Halk dilini, inanışlarını şiirlerinde işlemiştir.
ü    Divan edebiyatının klasik söylemlerine(mazmun) yenilerini katmıştır.
ü    “Şarkı” nazım şeklini en ustaca kullanan şair olmuştur.
ü    Hece vezniyle şiirleri de vardır.


ŞEYH GALİP

ü    Divan edebiyatının son büyük şairidir.
ü    Yenileşme hareketlerine uygun şiirler yazmıştır, halk söylemlerini eserlerinde kullanmıştır.
ü    Hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.
ü    Genel olarak dili süslü ve ağırdır.
ü    “Hüsn ü Aşk” adlı mesnevisi meşhurdur. 

24 Nisan 2010 Cumartesi

DİVAN EDEBİYATININ ÖNEMLİ ŞAİR VE YAZARLARI

HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır.

MEVLANA : XIII.yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü tasavvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir.


ALİ ŞİR NEVÂİ: Çağatay lehçesinin en güzel örneklerini veren şair 15. yüzyılda yaşamıştır. Muhakemetü’l-Lugateyn adlı eserinde Türkçe’nin Farsça’dan daha üstün bir dil olduğunu savunmuştur. Hamsesi vardır. Anadolu dışında Türkçe şiir yazan ilk şairdir.

ŞEYHİ:15. yüzyılda yaşamıştır. “Harnâme” adlı eseri edebiyatımızda ilk fabl türü eser olarak bilinmektedir. Mesnevi alanında başarılı olmuştur.

SÜLEYMAN ÇELEBİ: 15. yüzyılda yaşamıştır. Hz. Muhammed için yazdığı Vesilet-ün-Necat (mevlit) adlı mesnevisiyle tanınmış bir şairdir. (İslam edebiyatında Hz. Muhammed’in hayatını anlatan eserlere SİYER denir).

FUZÛLİ: 16. yüzyılın en güçlü şairlerindendir. Arapça, Farsça, Türkçe divanı olan tek şairdir. Eserlerini Azeri lehçesiyle yazmıştır. Divan edebiyatının en lirik şairi olarak kabul edilmektedir. Ona göre yaşamın anlamı acı çekmekle özdeştir. Platonik bir aşk arayışı vardır. Din dışı konularda yazmakla birlikte tasavvuftan da etkilendiği bilinmektedir. Kendisine bağlanan maaşı almasında güçlük çıkaran memurları şikayet etmek için yazdığı “Şikayetnâme” adlı mektubu edebiyatımızdaki en ünlü yergilerden biridir.

Divanlarından başka bir naat olan “Su kasidesi", Leyla vü Mecnun mesnevisi, Peygamber ailesini anlattığı Hadikat-üs-Süeda’sı Şah İsmail ile II:Bayezid’i karşılaştırdığı Beng ü Bâde’si ve tıp bilgisini sergilediği Sıhhat ve Maraz’ı en tanınmış eserleridir.

BÂKİ: 16. yüzyıl şairlerindendir. Döneminde “şairler sultanı” olarak tanınmış ve saratın bütün olanaklarından yararlanmıştır. İyi bir medrese eğitimi gördüğü bilinmektedir.

Dünya nimetlerinin hepsinden yararlanma anlayışındadır. Kanuni’nin ölümü üzerine yazdığı mersiyesi çok tanınmıştır. Divanı vardır.

NÂBİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Divan edebiyatında didaktik şiirler yazmasıyla bir yenilik olarak kabul edilmektedir. Din, töreler ve sosyal yaşamla ilgili öğütler verir.

Nâbi’nin Divan’ından başka Hayriye, Hayrâbâd adlı iki didaktik eseri, gezi notlarını içine alan Tuhfet-ül Harameyn’i ve Münşeat adlı eserleri vardır.

NEFİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Edebiyatımızdaki en ünlü kaside şairi olarak bilinir. Övgülerindeki ve yergilerindeki aşırılıklarıyla ünlüdür. Yazdığı hicviyelerindeki aşırılık boğdurulmasına neden olmuştur. Hayal gücü çok zengin olan Nefi’nin somut benzetmelerden yararlanması da belirgin bir özelliğidir. Türkçe ve Farsça divanı olan Nefi’nin ayrıca hicviyelerini topladığı Siham-ı Kaza adlı bir eseri de vardır.

NEDİM: 18.yüzyıl şairlerinden olan Nedim, Lale Devri’nin şairi olarak bilinir. Eserlerinde aşk, içki, zevk ve sefayı işler. “Mahallileşme akımı”nın önderi olan şairin Halk edebiyatından da etkilendiği bilinmektedir. Şiirlerinde halkın ağzından alınma deyimler olduğu gibi, halkın konuşma diline de oldukça yaklaşmıştır. Samimi ve içten bir söyleyişi olan Nedim, şarkılarıyla tanınmıştır. Divan şiirindeki klişeleri (mazmunları) bir ölçüde yıkmış olan şairin Divan’ı vardır.

ŞEYH GALİP: Divan edebiyatının 18.yüzyılda yaşamış son büyük şairidir. Galatasaray Mevlevihanesinde şeyhlik yapmıştır. Nabi’nin “Hayrâbâd”ına nazire olarak ve Mevlânâ’nın mesnevisinden etkilenerek yazdığı “Hüsn-ü Aşk” adlı meşhur mesnevisinde, tasvvuf konusundaki düşüncelerini ortaya koyar. Bu eserinde allegorik (sembolik) bir anlatım kullanan şair hayal gücünden ve masal ögelerinden de yararlanmıştır.

EVLİYA ÇELEBİ: (17.yy) Edebiyatımızda gezi türünün ilk örneklerini veren yazar, usta bir gözlemcidir. Elli yıllık bir süre içinde gezdiği yerleri konuşma diline yakın bir dille anlatmıştır. Anlatımında abartılı olmakla birlikte, Divan nesrinin kalıplarını da kırmıştır. 10 ciltlik “Seyahatnâme” adlı eseri çok tanınmıştır.

NOT: Divan edebiyatının nesir yazarı olarak tanınan diğer önemli yazarları şunlardır:

SİNAN PAŞA: (15.yy) Tazarrunâme adlı süslü nesri ile tanınır.

MERCİMEK AHMET: (15.yy) Farsça’dan çevirdiği Kabusnâme adlı eseriyle tanınır.

NAİMÂ: (17.yy) Kendi adıyla anılan (“Naima Tarihi”) adlı tarih eserinin yazarıdır.

KATİP ÇELEBİ: (17.yy) Batılıların Hacı Kalfa dedikleri yazar ve düşünürdür. Arapça, Farsça, Fransızca, Latine bilen yazarın tarih, coğrafya, matematik konularında yazılmış eserleri vardır.