SEMBOLİZM (SİMGECİLİK)
19.yüzyılın ikinci yarısında parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Parnasyenler insan duygularına, izlenimlere önem vermiyorlardı Onalr için önemli olan gerçekti, düşüncelerdi.Sembolistler bu anlayışa karşı çıkmış, duygusallığa, insanın iç dünyasına yönelmişlerdir. Onalra göre somut varlıklar, dış dünya ile insanın duyuları arasında köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dış gerçek ancak insanın algılayış biçimiyle var olur. Yani insan onu nasıl algılıyorsa öyle değerlendirilir. Sembolistler, semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmışlardır.
Şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlamışlar ve müziği şiirin amacı durumuna getirmişlerdir. Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şey anlatmak için yazılmaz.
Şiirde anlam kapalı olmalıdır ve herkes kendince yorum getirebilmelidir. Sözcüğün anlam değerinden çok müzikal değeri önemlidir. Anlam kapanıklığı ve farklı çağrışımlar yaratabilme amacı, bol bol mecaz ve istiarelerin kullanılmasına yol açmış, dolayısıyla dil de ağırlaşmıştır.
Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme, bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir.
Durgun sular, ay ışığı, alacakaranlık, tan ağartısı, perdede gezinen gölgeler ve ölüm başlıca temalarıdır. Lirizm, bu anlayışın en önemli ögesi durumundadır.
Parnasyenlerin genellikle “sone” nazım biçimini kullanmalarına karşın, sembolistler daha çok serbest nazım biçimlerine yönelmişlerdir.
Başlıca temsilcileri:
Baudelaire
Rimbaud
Mallarme
Verlaine
Puşkin
TÜRK EDEBİYATINDA SEMBOLİZM
Bu anlayışın ilk uygulayıcısı Cenap Şahabettin’dir. Ancak bu akımın en başarılı örneklerini veren şairimiz Ahmet Haşim’dir. Kimi yönleriyle Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairler de bu akımın izlerini taşırlar.
“Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, ama duyulmak üzere oluşmuş müzik ile söz arasında, sözden çok müziğe yakın, ortalama bir dildir”.
Ahmet Haşim (Piyâle Önsözü)
Coğrafya ders anlatımı, cografya ödevi, cografya konuları, dağlar, ovalar, göller, akarsular, iklim, türkiyenin bölgeleri, dünyamız, cografya sınavları, cografya dersi, cografya yazılı soruları
Cenap Şahabettin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cenap Şahabettin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Sembolizm
Etiketler:
Ahmet Hamdi Tanpınar,
Ahmet Haşim,
Baudlaire,
Cahit Sıtkı Tarancı,
Cenap Şahabettin,
Mallarme,
Parnasyen,
Puşkin,
Rimbaud,
Sembolizm,
Simgecilik,
Verlaine
15 Nisan 2010 Perşembe
SERVET-İ FUNUN EDEBİYATI (1896–1901)
EDEBİYATI CEDİDE (YENİ EDEBİYAT)
ü Recaizade’nin önderliğinde Servet-i Funun Dergisi etrafında toplanan bazı gençler Tevfik Fikret’in derginin başına getirilmesiyle edebi bir topluluk özelliği kazanır.
ü Sonraları Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Celal Şahin, Ali Ekrem, Halit Ziya’nı katılımıyla genişler.
ü Devlet yönetiminin baskıcılığını bahane ederek toplumsal konulara eğilmediler.
ü Fransız edebiyatına aşırı bağlı kaldılar.
ü Aruz başarıyla ölçüsü kullanılmıştır.(Sadece T. Fikret “Şermin” adlı eserini hece ölçüsüyle yazmıştır.)
ü Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşadılar.
ü Sanat, sanat içindir ilkesine bağlı kaldılar.
ü Nazım (şiir) nesre (düz yazı) yaklaştırılmıştır. Konu bütünlüğüne önem verilmiştir.
ü Batı’dan sone ve terza-rima gibi yeni nazım şekilleri ithal edilmiştir.
ü Roman dalında Halit Ziya oldukça başarılı eserler vermiştir.
ü Şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.
Etiketler:
Ali Ekrem,
Cenap Şahabettin,
Edebiyat-ı Cedide,
Halit Ziya Uşaklıgil,
Mehmet Rauf,
Servet-i Fünun Edebiyatı,
Şermin,
Tevfik Fikret
14 Nisan 2010 Çarşamba
Servet-i Fünun Edebiyatının Sanatçıları
TEVFİK FİKRET(1867-1915)
ü Kendi akımının ve Türk edebiyatının en önemli şairlerindendir.
ü Aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulamıştır.
ü Fen, bilim, teknik onun kalemiyle şiirimize girmiştir.
ü Parnasizm akımından etkilenmiştir.
ü Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır.
ü Şermin adlı eserinde hece ölçüsünü kullanmıştır.
ü Servet-i Funun dan sonra her hangi bir topluluğa katılmamış, bazı sosyal şiirler yazmıştır.
ü Türk edebiyatında ilk defa İstanbul’u eleştiren şair olmuştur.(SİS şiiri)
ü Mehmet Akif ile atışmışlardır. Oğlu Amerika'ya okumak için gider; ancak papaz olur.
ü Eserleri: Rubab-ı ŞİKESTE, Haluk’un Defteri, Rubab-ın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksan Beşe Doğru, Şermin,
HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866–1945)
ü Birçok edebi türde eser vermesine rağmen asıl ününü romanlarda bulmuştur.
ü Sanatlı bir söyleyişi, iyi bir gözlemciliği vardır.
Romanlarında üst tabakanın hayat özelliklerini işlemesine rağmen hikâyelerinde sıradan insanları işlemiştir.
ü Realizm ve natüralizmi benimsemiştir.
ü Eserleri teknik açıdan kuvvetlidir, bu yönüyle romancılığımızın üstadı sayılır.
ü Şiirleri düz yazıya oldukça yakındır.
ü Eserleri : Aşk-Memnu, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Bir Ölünün Defteri, Aşka Dair,Kâbus, Füruzan…
CENAP ŞAHABETTİN (1870–1934)
ü Sanat, sanat içindir görüşünü benimsemiştir.
ü Halk arasında birçok dizesi atasözü gibi kullanılmaktadır.
ü Dilini süslemiş, kelime oyunları bol, söz sanatları oldukça fazla kullanmıştır.
ü Şaire göre “şiir kelimelerle resim yapma işidir”.
ü Eserleri: Hac Yolunda, Evrak-ı Eyyam, Tamat, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Afak-ı Irak Tiryaki Sözler.
MEHMET RAUF (1876–1931)
ü İlk psikolojik romanımız olan “EYLÜL”ü yazmıştır.
ü Çok fazla bir edebi kimliği yoktur.
ü Halit Ziya’nın etkisinde kalmıştır.
Etiketler:
Cenap Şahabettin,
Halit Ziya Uşaklıgil,
Mehmet Rauf,
Servet-i Fünun Edebiyatının Sanatçıları,
Tevfik Fikret
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

