Ünlü düşünür “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş, biz ise “Okuyorum, öyleyse varım” diyenlerdeniz. Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” derdi. Öyleyse okumadan bilgi sahibi olunmazsa, fikirler de okumadan üretilemez. Biz okumadan var olamayız, varlığımızı kanıtlayamayız.
Bugün kalem, kağıt ve mürekkep dünyayı yönetirken hala kitapsız evlerde oturmanın acısını hissetmememiz ne acıdır. Kitapsız, kütüphanesiz evler ki ruhsuz bir ceset gibi bize bakıyor. Yüzlerce lira harcanarak alınan plazma tv’ler baş köşeye kurulurken neden evlerimizde bir kitaplık ihtiyacı duyulmuyor?
Boş zamanlarında kitap okuduğunu söyleyenler, dolu zamanlarının ne zaman olduğunu söyleyebilir mi? Türkiye’de insanlar günde ortalama 6.5 saat TV seyrediyor. Pembe dizilerin, normal dizilerin abonesi olanlar saat 19.00-24.00 kuşağında alabildiğine şiddet, korku ve magazin izlerken zamanlarını doldurduklarını göre, kitap okumak da haliyle boş zaman işi mi oluyor?
İnsanlarımız TV başında kalarak ya da bulvar gazetelerini okuyarak bilgi gibi bir erdeme kavuşamazlar. Hatta gazeteyi okuyan değil de aynı TV seyreder gibi gazeteye bakan insanlar durumundayız. Sonra özenip duruyoruz bir başkasına. Adamlar, seyahatlerinde bile, metroda bile gazete ya da kitap okuyorlar gibi hikayelerle kendimizi avutuyoruz. Onların okudukları kendilerinedir, ya biz ne yapıyoruz ona bakalım.
Bin Japon’dan 557’si gazete okurken bin Türk’ten sadece 61’i gazete okuyor. Okuyor diyelim şimdilik ama bakılan gazeteleri de hesaba katmak lazım.
Japonya’da sadece bir gazete 11 milyon tiraj yaparken Türkiye’deki gazetelerin bütün promosyonlara rağmen hala 3 milyonu aşamayan ve günden güne de düşen tirajlarına ne dersiniz?
Batıda kitap, ihtiyaç listesinde 18. sırada yer alırken Türkiye’de 235. sırada…
ABD’de 118 bin kütüphane varken Türkiye’de bu sayı 1173… 1173 kütüphaneye ne kadar gidildiği ve ne kadar kitap alındığı da başka bir cevapsız bir soru…
Almanya’da kişi başına 2700 kitap düşerken Türkiye’de kişi başına sadece 7 kitap düşüyor.
İşin sevinilecek tarafı ise Türkiye’de kitap okumanın önemine inananların oranı yüzde yüz iken, kitap okuyanların oranı sadece yüzde yedi… Kısaca, nutuk atmayı seviyoruz. Ah bir vakit bulsam okuyacağım ama maalesef vaktim yok diyenler, bir başkasına “ben okuyamıyorum ama sen oku” diye seslenmeyi ihmal etmiyor.
Kimisi yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim’in ilk emrinin “Oku” olduğunu anlatıyor, kimisi de Katip Çelebi’nin ya da İbni Sina’nın gece başlayan ve sabahlara kadar süren okumalarından bahsediyor. Peki, yüce kitabımızın emri “Oku” ise bu emir herkes için geçerli değil midir? Sadece öğrenciler mi okuyacaktır? Ya biz ne zaman okuyacağız?
Aşık Veysel:
Aldanma dünyanın kuru lafına
Kültürsüz adamın külü yalandır
Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu, emeli, yolu yalandır
Demiş. Ne güzel söylemiş. Orhan Veli’nin “Bu vatan için kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik” sözü gibi nutuk söyleyenimiz çok, “biz okumadık siz okuyun çocuklar” edebiyatı almış başını gitmiş.
Türkiye’de okuma yazma bilmeyen yüzde sekizlik bir “mutlu azınlık” var ama onlara kızmak ya da yüklenmek için bunları yazmıyorum. Bir sanatçının dediği gibi Oxfort vardı da onlar mı okumadı? Lakin, şu okumuş yazmışlara ne demeli? Doğan Cüceloğlu, “Mış gibi Yaşamak” kitabında okumuşumuzu da masaya yatırıyor ve olayların farkına varma noktasında sıradan insanlardan daha gerideler diyor ve işin ilginç tarafı Türk insanı okumuşuna, yani aydınına da bu noktada güvenmiyormuş. Elbette mesele sadece okul bitirmek, üniversiteli olmak meselesi değil ki…. Önemli olan kendini yetiştirmektir. Nobel ödülü sahibi Einstein, üniversite mezunu değildi ama tam bir okuma tutkunuydu.
Sadece bir kitap bile ne kadar önemlidir. Orhan Pamuk bunu Yeni Hayat kitabında “Bir kitap okudum hayatım değişti” diye anlatır. Komünist Rusya’nın kurucusu Lenin, Sibirya sürgününde Marks’ın bir kitabını o dondurucu soğukta tam bin kez okuduğunu söylüyor. Motivasyonun gücüne ve inanmışlığa bakın siz.
Yavuz Sultan Selim, sefere her çıkışında kütüphanesinden bir bölüm kitabı develere yükletip yanında taşıyor ve günde üç saat uyurken, günün sekiz saatini okumakla geçiriyor. İşte bir büyük devlet adamındaki bilinç ve mükemmel bir irade….
Diğer taraftan Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesinde lise öğrencilerine zarar veren bir genci, polis alıp savcının karşısına getirmiş. Savcı Bey, genç adamı hapishaneye göndermek yerine son derece isabetli bir kararla 100 temel eserden üç tanesini okuma cezası vermiş gence. Genç adam, önce bu karara sevinmiş ama daha kitaplardan birini dahi okuyamadan savcının karşısına çıkmış ve kitap okumanın zorluğunu anlatarak hapishaneye girmek istediğini söylemiş. Demek ki bazı alışkanlıklar zamanında kazanılmayınca bazı insanlara kitap okumak işkence gibi geliyor.
Ben okuma alışkanlığı kazanmamış olanlara okumaya ilgi duymaları için öncelikle hikaye ve roman okumalarını tavsiye ederim. TV’deki pembe diziler gibi, hikaye ve roman okuyucuda bir tutkuya yol açacaktır. Bir süre sonra okumalar çeşitlendirilebilir diye düşünürüm.
İçimizi sızlatacak bir olay da Şanlıurfa’da gerçekleşmiş. Bu şehrimizde bir okul müdürü, öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmak için okuyan çocuklara muz ve meyve suyu ikram ediyormuş. Çocuklar bu uygulamaya sevinmişler. Bazıları ilk defa kitap okumanın mutluğunu yaşadıklarını söylerken bazıları da hayatlarında ilk defa muz yediklerini söylemişler.
Bu arada şair ve yazar Borges’ten bahsetmeliyim. 88 yaşındaki annesiyle birlikte kitapçıya giden Borges, oradan Anglosakson dili ve grameri kitabını almış. Borges’in gözleri görmediği için annesi Borges’in okumalarına yardımcı oluyormuş. Bizde ise çağımızın ünlü fikir adamı Cemil Meriç de böyleydi. Cemil Meriç de uzun yıllar başkasının kendisine okuduğu kitaplarla kitap zevkini tadan birisiydi. O Cemil Meriç ki, okumayı iki ruh arasında aşıkâne bir mülakat olarak değerlendirirdi. Kitap için ise meçhule açılan bir kapı derdi. Ona göre okuma, içimizdeki meçhul âlemin kapılarını açan bir anahtardı.
Rabbim parayı dilediğine, ilmi ise dileyene verirmiş, bunu eskiler hep söylerler. Napolyon istediği kadar “para, para, para” desin, bilginin insana verdiği mutluluğu hiçbir şey veremez.
Coğrafya ders anlatımı, cografya ödevi, cografya konuları, dağlar, ovalar, göller, akarsular, iklim, türkiyenin bölgeleri, dünyamız, cografya sınavları, cografya dersi, cografya yazılı soruları
S.Burhanettin AKBAŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
S.Burhanettin AKBAŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Mayıs 2010 Cuma
Okuyorum Öyleyse Varım / S.Burhanettin AKBAŞ
Etiketler:
Okuyorum Öyleyse Varım,
S.Burhanettin AKBAŞ
27 Nisan 2010 Salı
Türk Kültüründe Nevruz (S.Burhanettin AKBAŞ)
Koskoca bir coğrafyanın çok eski bir bayramı... Adı Nevruz... Sümerlerden İranlılara ve Türklere kadar uzanan tarihi bir seyirde coşkuyla kutlanan bir bahar bayramı... Kimilerine göre İran hükümdarı Cemşid’in Azerbaycan’a geldiği gün, kimilerine göre Cemşid’in ateşi bulduğu gün, kimilerine göre Türklerin Ergenekon’dan çıkış günü. Bektaşilere göre Hz.Ali’nin doğum günü ya da Hz. Ali’nin Hz.Fatma ile evlendiği gün. Şiirlere göre Nevruz, Hz.Ali’nin halife olarak ilan edildiği gün. Bizim Tahtacı Türkmenlerinden Naldökenlerde ölülerin anıldığı, yedirilip içirildiği, anıldığı gün... Nevruz, hemen hemen bütün coğrafyalarda bolluğu bereketi temsil eden ve aynı zamanlarda güzel dileklerin dilendiği bir gün.
Bizim coğrafyamızda ve yakın coğrafyada Nevruz-ı Sultani, Sultan Nevruz, Sultan Navrız, Ergenekon, Bozkurt, Çağan, Yeni Gün gibi isimlerle anılan Nevruz, ilginç adetleri ile kır gezintileri ve dilek kapısını açmasıyla önemli bir gün. Türkmenistan’da dört günlük, Azerbaycan’da üç günlük, Özbekistan ve Kazakistan’da bir haftaya yakın kutlanan, hazırlıkları da bir o kadar süren büyük bir bayramın adı.
Bizim Alevi Bektaşi inancına sahip Türkmenlerimiz Nevruz’u “su dolu ana” diyerek anmışlar ve güzel bir kıza benzeterek onu kişileştirmişlerdir. Rivayete göre, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, “Su dolu ana”yı Kırşehir’den Balkanlara göndermiş ve “su dolu ana” her yıl Nevruz’da güneş doğarken sudan çıkmakta ve parmaklarıyla saçlarını taramaktadır. Bu tablonun güzelliğine bakın, ne güzel bir inanış böyle...
Bir başka inanış ise bizim Ergenekon destanımıza dayanıyor ve Türk Kağanını ve Türk beylerini yanan ateşin başında örsün üzerindeki demiri döverken görüyoruz. Ebulgazi Bahadır Han’ın rivayetine göre, Kıyan ve Tokuz ailelerinin Ergenekon’da yeniden diriltiği Göktürkler, artık Ergenekon’da kalamayacaklar ve bir demircinin dağı eritmesiyle yeniden atalarının yurtlarına döneceklerdir. Börteçine Kağan’ın yaptığı gibi, Türk kağanları ve beyleri de bu olayı unutmayacaklar ve bir parça demiri, kaldırıp kıskaçla tutup örse koyacaklar ve çekiçle döveceklerdir. Bu gün Türklerin yeni günüdür ve 21 Mart Türklerin Ergenekon’dan çıkış günüdür.
Nevruz biz de çiğdemle birlikte baharı müjdeleyen bir çiçektir. Kayseri’nin o meşhur, Navrız Gelin türküsündeki gelin de adını bu çiçekten almıştır.
Mart ayı, hayvancılıkta geçimini sağlayan Türkmenlerde kuzu ayıdır. Koyunlar bu ayda kuzularlar. Mevsim Koç burcuna değdiğinde Kutadgu Bilig’deki ifadeye göre, “Kuzu yazı yıldız basa ud gelir.” Çünkü bu oğlak ayıdır, kuzu ayıdır, döl dökümüdür.
Anadolu bozkırında nevruz, mart dokuzu olur. Artık mardın kışından korkulmaz, dağ yeri tandır yerine çevrilir. Mart martlanır, tavuğu yumurtlanır. O yüzden Türkmenler mart dokuzu sayarlar, dağlarda burç sayarlar.
Radloff, Türk dünyasındaki nevruzu dört gün süren bir bayram olarak ifade ediyor. Öyle bir gün ki eğlenceleri dillere destan, kimisi kurban keser, at yarıştırır, kimisi evini temizler, yemekler yapar, kimisi Kur’an-ı Kerim okurken kimisi Ergenekon destanını okur. Ata yurdumuz Doğu Türkistan’daki Uygurların dediği gibi bugün:
Ağaçlar yeşerdi
Kuzular doğdu
Çiçekler açtı
Hazır yaz kıldı
Bugün bizim bayram günü
Azerbaycan Türkleri nevruza “noyruz, noruz” diyorlar. Bu büyük bayramın habercisi leylekler de “19’a gelmez, 18’e kalmaz” mantığı ile bu içinde geliyor. Üç gün “tongal” denen nevruz ateşi Azerbaycan’da hiç sönmüyor.
Men sözümü söylerem
Yar sevip toy eylerem
Novruzda çiçek açar
Mayısta gül eylerem
Diyorlar.
Nevruzda “torba gezdirme” işini büyük bir keyifle yerine getiren sadece çocuklar olmasa gerek. Azerbaycan’da her ne kadar “uşak bayramları günü”nden bahsedilse de şeker, tatlı, düyü (bulgur), yumurta toplayan sadece çocuklar mıdır? Azerbaycan’da “Koskosa” denilen üzeri postlarla ve çıngırakla süslü bizim Akkışla yöremizdeki “Köse”den başka bir şey değildir. “Ablasından” ya da “ağasından” harçlık uman köse, kapı kapı dolaşıp türlü şaklabanlıklarla oyunlar icat etmiş ve toplayacağını fazlasıyla toplamıştır. Sonunda zengini ile fakiri ile herkesin buluştuğu bir kır sofrasında buluşma gerçekleşir.
-Kosa, haradan gelirsen?
-Derbend’den.
-Ne getirmişsen?
-Alma.
-Almanı neyledin?
-Sattım.
-Pulunu neyledin?
-Öküz aldım.
-Öküzü neyledin?
-Vurdum öldürdüm.
Ne farkı var, Azerbaycan’la Akkışlamızın. Oyunlar, adetler, töre hep aynıdır. Karapapaklar
“Navrez keldi görünüz
Görümlüğün veriniz
Cennet bolsun geriniz
A za navrezim mübarek”
Diye maniler söylerken aynı kutlu geleneğin farklı coğrafya nasıl bir ortak kültür oluşturduğunu göstermiyor mu?
Balkanlara çıkıyorsunuz, nevruzda karşınıza martaval çıkıyor. Mart falı yani… Nevruzda niyet oyunu iyiden iyiye ciddileşiyor. Kızlar testi ile suyu getiriyorlar ve çömleğe suyu döküp içine herkes nişanlarını atıyor. Yüzüğünü, küpesini atanların yanı sıra türlü çiçekleri atanlar da oluyor. Çömlek nevruz arifesinde üstü örtülerek kapatılıyor ve gül ağacının dibine konuyor. Üzerinde de bir kilit… Güya kilitlendi niyetler. Sonra Nevruz günü kızlar tekrar geliyor gül ağacının dibinden çömleği alıyorlar. Kilit açılıyor ve 5-6 yaşlarında bir erkek çocuk kızlara dileklerini dağıtıyor.
Martavalım fal olsun
Dolu koynum mal olsun
Kime düşerse bu fal
Devletinen bahtiyar
Ey bahtıvar bahtıvar
Bahtıvarın vahtı var
Biz kızla bir oğlanın
Sarılmaya ahtı var
Türkmenler “mardın dokuzundan sonra dağlar misafir alır” deyip yaylalara doğru çıkadursunlar, Alevi Bektaşi Türkmenler ise Nevruz’da cem yapıp “nevruz semahı”na duruyorlar. Semahta nefesler okunuyor, Hz.Ali’nin mevlidi için.
Ali’nin doğduğu dündür
Bugün, dünden üstündür
Hemen sâki kadeh döndür
Bugün Nevruz-ı Sultandır
21 martta yine genç kız motifi ile karşımıza çıkan Sultan Nevruz, dilekleri kabul etmekle meşgul olacaktır. 21 martı 22 marta bağlayan gece Sultan Nevruz, belli olmayan bir saatte gökte, ayaklarındaki halhalları cıngıldatarak, önünde gergefini işleyerek batıdan doğuya doğru göç edecek. İsterse “kuş donuna” 8kuş görünümüne girip) öyle geçecek. Eğer Sultan Nevruz’un geçtiği saatte uyanık olan varsa bütün dilekleri kabul olacak.
İnanış böyle diyor. İster inanın ister inanmayın, gerisi size kalmıştır.
“Nevbahar olsa da ersem yine zevk-i emele
Severim gitmeyi Nevruz’da göğsü güzele”
Diyarbakırlı Ali Emiri, nevruzda bir güzelin peşine giderken Tunceli de insanlar “kurt ağzı” bağlamaktadırlar. Gül dalına çaput bağlayan insanlar:
-Ey ulu rehber, bugünün yüzü suyu hürmetine sürülerimize dokunma,
Diye dilekte bulunurken nevruza bir başka işlevi de yüklemiş oluyor. Nevruz’un doğaya hükmettiği, hatta sürülerine saldıran kurtlara da hükmettiğini düşünen insanlar, kurda da “ey ulu rehber” diyerek onun yol gösterici vasfını sanki Türk mitolojisinden çıkarıp yeniden diriltiyor.
Nevruzda gökbörü oynamak, at yarıştırmak, kılıç sallamaktan, cirit oynamaktan, güreşten, sinsinden bahsedebiliriz. Daha birçok oyun var muhakkak. Halaylarımız, deve oyunumuz, niyet oyunlarımız dizi dizi.
Şiirimiz , edebiyatımız, türkülerimiz, şarkılarımız nevruzla dolmuş hep. Kasidenin bahar tasviri yapılan bölümüne bazen nevruziye demişiz. Baki’den Nef’i’ye, Nev’i’ye, Nedim’e kadar şiirlerimiz var. Halk şiirinde nevruzu yüzlerce şair anlatıyor. Pir Sultan Abdal’dan Şükrü Baba’ya, Hüsnü Baba’ya kadar…
Pir Sultan’ım eydür erenler cemde
Akar çeşmim yaşı her dem bu demde
Muhabbet ateşi yanar sinemde
Himmeti erince sultan Nevruzun
S.Burhanettin AKBAŞ
Bizim coğrafyamızda ve yakın coğrafyada Nevruz-ı Sultani, Sultan Nevruz, Sultan Navrız, Ergenekon, Bozkurt, Çağan, Yeni Gün gibi isimlerle anılan Nevruz, ilginç adetleri ile kır gezintileri ve dilek kapısını açmasıyla önemli bir gün. Türkmenistan’da dört günlük, Azerbaycan’da üç günlük, Özbekistan ve Kazakistan’da bir haftaya yakın kutlanan, hazırlıkları da bir o kadar süren büyük bir bayramın adı.
Bizim Alevi Bektaşi inancına sahip Türkmenlerimiz Nevruz’u “su dolu ana” diyerek anmışlar ve güzel bir kıza benzeterek onu kişileştirmişlerdir. Rivayete göre, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, “Su dolu ana”yı Kırşehir’den Balkanlara göndermiş ve “su dolu ana” her yıl Nevruz’da güneş doğarken sudan çıkmakta ve parmaklarıyla saçlarını taramaktadır. Bu tablonun güzelliğine bakın, ne güzel bir inanış böyle...
Bir başka inanış ise bizim Ergenekon destanımıza dayanıyor ve Türk Kağanını ve Türk beylerini yanan ateşin başında örsün üzerindeki demiri döverken görüyoruz. Ebulgazi Bahadır Han’ın rivayetine göre, Kıyan ve Tokuz ailelerinin Ergenekon’da yeniden diriltiği Göktürkler, artık Ergenekon’da kalamayacaklar ve bir demircinin dağı eritmesiyle yeniden atalarının yurtlarına döneceklerdir. Börteçine Kağan’ın yaptığı gibi, Türk kağanları ve beyleri de bu olayı unutmayacaklar ve bir parça demiri, kaldırıp kıskaçla tutup örse koyacaklar ve çekiçle döveceklerdir. Bu gün Türklerin yeni günüdür ve 21 Mart Türklerin Ergenekon’dan çıkış günüdür.
Nevruz biz de çiğdemle birlikte baharı müjdeleyen bir çiçektir. Kayseri’nin o meşhur, Navrız Gelin türküsündeki gelin de adını bu çiçekten almıştır.
Mart ayı, hayvancılıkta geçimini sağlayan Türkmenlerde kuzu ayıdır. Koyunlar bu ayda kuzularlar. Mevsim Koç burcuna değdiğinde Kutadgu Bilig’deki ifadeye göre, “Kuzu yazı yıldız basa ud gelir.” Çünkü bu oğlak ayıdır, kuzu ayıdır, döl dökümüdür.
Anadolu bozkırında nevruz, mart dokuzu olur. Artık mardın kışından korkulmaz, dağ yeri tandır yerine çevrilir. Mart martlanır, tavuğu yumurtlanır. O yüzden Türkmenler mart dokuzu sayarlar, dağlarda burç sayarlar.
Radloff, Türk dünyasındaki nevruzu dört gün süren bir bayram olarak ifade ediyor. Öyle bir gün ki eğlenceleri dillere destan, kimisi kurban keser, at yarıştırır, kimisi evini temizler, yemekler yapar, kimisi Kur’an-ı Kerim okurken kimisi Ergenekon destanını okur. Ata yurdumuz Doğu Türkistan’daki Uygurların dediği gibi bugün:
Ağaçlar yeşerdi
Kuzular doğdu
Çiçekler açtı
Hazır yaz kıldı
Bugün bizim bayram günü
Azerbaycan Türkleri nevruza “noyruz, noruz” diyorlar. Bu büyük bayramın habercisi leylekler de “19’a gelmez, 18’e kalmaz” mantığı ile bu içinde geliyor. Üç gün “tongal” denen nevruz ateşi Azerbaycan’da hiç sönmüyor.
Men sözümü söylerem
Yar sevip toy eylerem
Novruzda çiçek açar
Mayısta gül eylerem
Diyorlar.
Nevruzda “torba gezdirme” işini büyük bir keyifle yerine getiren sadece çocuklar olmasa gerek. Azerbaycan’da her ne kadar “uşak bayramları günü”nden bahsedilse de şeker, tatlı, düyü (bulgur), yumurta toplayan sadece çocuklar mıdır? Azerbaycan’da “Koskosa” denilen üzeri postlarla ve çıngırakla süslü bizim Akkışla yöremizdeki “Köse”den başka bir şey değildir. “Ablasından” ya da “ağasından” harçlık uman köse, kapı kapı dolaşıp türlü şaklabanlıklarla oyunlar icat etmiş ve toplayacağını fazlasıyla toplamıştır. Sonunda zengini ile fakiri ile herkesin buluştuğu bir kır sofrasında buluşma gerçekleşir.
-Kosa, haradan gelirsen?
-Derbend’den.
-Ne getirmişsen?
-Alma.
-Almanı neyledin?
-Sattım.
-Pulunu neyledin?
-Öküz aldım.
-Öküzü neyledin?
-Vurdum öldürdüm.
Ne farkı var, Azerbaycan’la Akkışlamızın. Oyunlar, adetler, töre hep aynıdır. Karapapaklar
“Navrez keldi görünüz
Görümlüğün veriniz
Cennet bolsun geriniz
A za navrezim mübarek”
Diye maniler söylerken aynı kutlu geleneğin farklı coğrafya nasıl bir ortak kültür oluşturduğunu göstermiyor mu?
Balkanlara çıkıyorsunuz, nevruzda karşınıza martaval çıkıyor. Mart falı yani… Nevruzda niyet oyunu iyiden iyiye ciddileşiyor. Kızlar testi ile suyu getiriyorlar ve çömleğe suyu döküp içine herkes nişanlarını atıyor. Yüzüğünü, küpesini atanların yanı sıra türlü çiçekleri atanlar da oluyor. Çömlek nevruz arifesinde üstü örtülerek kapatılıyor ve gül ağacının dibine konuyor. Üzerinde de bir kilit… Güya kilitlendi niyetler. Sonra Nevruz günü kızlar tekrar geliyor gül ağacının dibinden çömleği alıyorlar. Kilit açılıyor ve 5-6 yaşlarında bir erkek çocuk kızlara dileklerini dağıtıyor.
Martavalım fal olsun
Dolu koynum mal olsun
Kime düşerse bu fal
Devletinen bahtiyar
Ey bahtıvar bahtıvar
Bahtıvarın vahtı var
Biz kızla bir oğlanın
Sarılmaya ahtı var
Türkmenler “mardın dokuzundan sonra dağlar misafir alır” deyip yaylalara doğru çıkadursunlar, Alevi Bektaşi Türkmenler ise Nevruz’da cem yapıp “nevruz semahı”na duruyorlar. Semahta nefesler okunuyor, Hz.Ali’nin mevlidi için.
Ali’nin doğduğu dündür
Bugün, dünden üstündür
Hemen sâki kadeh döndür
Bugün Nevruz-ı Sultandır
21 martta yine genç kız motifi ile karşımıza çıkan Sultan Nevruz, dilekleri kabul etmekle meşgul olacaktır. 21 martı 22 marta bağlayan gece Sultan Nevruz, belli olmayan bir saatte gökte, ayaklarındaki halhalları cıngıldatarak, önünde gergefini işleyerek batıdan doğuya doğru göç edecek. İsterse “kuş donuna” 8kuş görünümüne girip) öyle geçecek. Eğer Sultan Nevruz’un geçtiği saatte uyanık olan varsa bütün dilekleri kabul olacak.
İnanış böyle diyor. İster inanın ister inanmayın, gerisi size kalmıştır.
“Nevbahar olsa da ersem yine zevk-i emele
Severim gitmeyi Nevruz’da göğsü güzele”
Diyarbakırlı Ali Emiri, nevruzda bir güzelin peşine giderken Tunceli de insanlar “kurt ağzı” bağlamaktadırlar. Gül dalına çaput bağlayan insanlar:
-Ey ulu rehber, bugünün yüzü suyu hürmetine sürülerimize dokunma,
Diye dilekte bulunurken nevruza bir başka işlevi de yüklemiş oluyor. Nevruz’un doğaya hükmettiği, hatta sürülerine saldıran kurtlara da hükmettiğini düşünen insanlar, kurda da “ey ulu rehber” diyerek onun yol gösterici vasfını sanki Türk mitolojisinden çıkarıp yeniden diriltiyor.
Nevruzda gökbörü oynamak, at yarıştırmak, kılıç sallamaktan, cirit oynamaktan, güreşten, sinsinden bahsedebiliriz. Daha birçok oyun var muhakkak. Halaylarımız, deve oyunumuz, niyet oyunlarımız dizi dizi.
Şiirimiz , edebiyatımız, türkülerimiz, şarkılarımız nevruzla dolmuş hep. Kasidenin bahar tasviri yapılan bölümüne bazen nevruziye demişiz. Baki’den Nef’i’ye, Nev’i’ye, Nedim’e kadar şiirlerimiz var. Halk şiirinde nevruzu yüzlerce şair anlatıyor. Pir Sultan Abdal’dan Şükrü Baba’ya, Hüsnü Baba’ya kadar…
Pir Sultan’ım eydür erenler cemde
Akar çeşmim yaşı her dem bu demde
Muhabbet ateşi yanar sinemde
Himmeti erince sultan Nevruzun
S.Burhanettin AKBAŞ
Etiketler:
S.Burhanettin AKBAŞ,
Türk Kültüründe Nevruz
22 Nisan 2010 Perşembe
Anlatım Bozukluğu Kolaydır (Örnek Cümleler)
Örnek Cümleler:
1. Ahlak sadece kötülüklerden uzak kalmayı değil, aynı zamanda mücadele etmeyi gerektirir.
2. Onun ardından ağıt yakan gençlere bakıyorum, hepsi onun ölümüne yanıyor, ıstırap duyuyordu.
3. İstersen dünyayı çağır imdada / Yeryüzünde bir sen bir de ben varım.
4. Ali, arkadaşı Mustafa’yı hem çok seviyor, hem de kimi davranışlarından dolayı kızıyordu.
5. Üniversitelerimizin durumu düzelmedikçe toplum kalkınmasında etkili olamazlar.
6. 300 bin lira ile kaybolan THY Kopenhag bürosunun muhasebecisi aranıyor.
7. Üniversitelerimizin durumu düzelmedikçe toplum kalkınmasında etkili olamazlar.
8. Yanlış bir şey yapsam da kızmaz; ama inanılmayacak kadar anlayışlıdır.
9. Daha Paris’te öğrenciyken şiirde bir yere varabilmenin ancak konuşma dilinden şiiri arındırmakla gerçekleşeceğini söyler.
10. Eminim ki adam güç durumda olmasaydı belki de o parayı almazdı.
11. Bu soru ben ve benim gibi sınava girmiş olan birçok kişinin kafasını karıştırdı.
12. Bence edebiyat eleştirisinin, edebiyat incelemesiyle iç içe, bir arada düşünülmesi gerekir.
13. Deprem kuşağında olmasına rağmen sağlam yapılmayan binalar bu yüzden dolayı depremde çabucak yıkılıyor.
14. Bu gençler, ölmek üzere olan, can çekişen bir sanat dalını canlandırmak için yetiştiriliyorlar.
15. Mevlana, Türkler olduğu kadar yabancılar tarafından da tanınan bir düşünürdür.
16. Bu haberin ne kadar doğru olup olmadığını öğreneceğiz.
17. Muğla yöresindeki çıkan yangınlardan geriye, çırılçıplak ve simsiyah dağlar, tepeler kaldı.
18. Ürünümüz gerek çalışan gerekse ev kadınlarının ihtiyacına cevap verebilecek niteliktedir.
19. Dünyada tamamı mermerden yapılmış ilk anıtsal tapınak Ege’nin Efes kentinde olduğu biliniyor.
20. Ucu yırtık yabancı paraların Merkez Bankası dahil hiçbir yerde işlem görmüyor.
21. Seçim döneminde her çeşit siyasal etkinliklerin yasaklanmasına seçim yasağı denir.
22. Öğrenciyi, düşünmeye ve yaratıcı olmaya yönelten ve herhangi bir konu üzerinde eleştiri yapmasını sağlayan bir anlayış, eğitim sistemimize henüz yerleşmedi.
23. Parasının hesabını bilmeyen zenginler ve fakirler aynı kefede tartılıyor.
24. Yoksulluğun etken olduğu toplumlarda suç oranı yüksektir.
25. Ülkemiz, kredi ihtiyacı olmayan komşu ülkelere kredi veren bir ülkedir.
26. Sayın Cumhurbaşkanı beş gün içinde tahıl üreten ülkeleri ziyaret edecek.
27. Son dakika içerisinde attığı golle takımının galip gelmesine yol açtı.
28. Böyle hareketler ülkede demokrasinin işlememesini sağlayacaktır.
29. Bu çocuklar, fakir bir ülkenin, savaş nedeniyle kendileriyle ilgilenilmeyen, gerekli eğitimi alamayan çocuklardır.
30. Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, kendi fikrinden ısrar ediyordu.
31. Herkes ondan nefret ediyor, yüzünü görmek istemiyordu.
32. Bu konuda öğrenciler aralarında anlaşıp karar verecekler ve uygulayacaklar.
33. Öğrencileri rahat edecekleri odalara yerleştirmiş, bütün imkânları sağlamıştı.
34. Yiyecek bir lokma ekmeğimiz hatta yemeğimiz bile yok.
35. Bazı yiyecekler sağlığı yerinde ve yaşlı olmayan kişilerce özellikle yenmelidir.
36. Her ne kadar şehir dışına taşınmışsa da beklenen huzur bulunamamıştı.
37. Bu bölge coğrafî ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir.
38. Çocuğun annesi gelinceye kadar burada beklemesi gerekiyormuş.
39. Hukuk fakültesini bırak, iki yıllık okulu bile beğenmiyor.
40. Gezdiğim birçok memleketlerden biri de Almanya’dır.
41. Onu bir yerden gözüm kestiriyor ama nereden, bilemiyorum.
42. Onlar, sulusepken kara ve soğuğa aldırmadan bahçede çamaşır yıkıyorlardı.
43. Her öğretmen, öğrencilerinin problemleriyle yakından ilgilenmesi gerekir.
44. Çok düşünüp az konuşulduğu zaman sözün değeri iki kat artar.
45. Okur yazar ve akli dengesi bozuk olmayan herkes milletvekili olabilir.
46. Doktor, hastanın tuzlu yemekler ve alkol kullanmasını yasakladı.
47. Duyduklarınızın hiç birine, gördüklerinizin yarısına inanın.
48. Hiçbiri kendi işini bitirmeden bize yardım etmezler.
49. Hiçbiri benim söylediklerime inanmak istemiyor, kendi görüşlerinde ısrar ediyordu.
50. İnşaatta çalışan adamın kolu kırılmış, hastaneye kaldırılmış.
51. Kardeşimin, geceleri sık sık ateşi yükseliyor; ateşi yükseldikçe de terliyordu.
52. Seni ilk tanıdığım günden beri seviyorum.
53. Aramızdaki mevcut anlaşmazlığa son vermeliydik.
54. Ülkemizde kadınlar genellikle tüm gün bomboş evde otururlar.
55. İncesu bölgesindeki sel felaketinde üç köprünün telef olduğu açıklandı.
56. Bu kadar güzel bir elbiseyi bu ücrete hiçbir yerde bulamazsın.
57. Tıklım tıklım tribünleri dolduran seyirciler iki takımı da alkışlıyor.
58. Varlığını duygularımızla algıladığımız varlıklar somuttur.
59. Mutluluk yaşamdan zevk almayı sağlayan manevi bir duygudur.
60. Yüksek tansiyona ek olarak bir de üstelik bel ağrısı çekiyordu.
61. Bu kitaba alınmayan şiirler, gerek dil, gerek estetik bakımdan şairin kişiliğine aykırı şiirlerdi.
62. Dünyaya romantik gözle bakan sanatçıların, genellikle, dış dünyayı olduğu gibi anlatamazlar.
63. İki saatlik bir konser için üç gününü veren bir müzisyene saygı duyarım, zevkle dinlerim.
64. İstanbul’da kısa bir süre yaşamış ya da şöyle bir uğramıştı hepsi.
65. Sabahları erken kalkar, doğanın sessizliğini doya doya seyrederdi.
66. Sizden, ileride yapmayacağım hataları öğrendim.
67. Kocası ölüp bu dünyadan ayrılınca Vildan Hanım yapayalnız kaldı.
68. Yaralı arkadaşının elinden tutarak güçlükle doğruldu.
69. Bütün meslekleri tanıyıp hiçbirini azımsamadan kararınızı vermelisiniz.
70. Sınavda başarılı olabilmek için elinden geleni ardına bırakmadı.
71. Rüzgar su buharını yere yahut göğe yükseltir.
72. Derlemeci ozanın kızına yazdığı şiir biçimindeki yazıları toplamış.
73. Böyle başarılı sporcular ülkemizin tanıtımına neden oluyorlar.
74. En doğrusu Tevfik’in gözünü korkutmak, sanatını yapmaktan alıkoymaktı.
75. Deniz otobüsü, saatte yaklaşık yüz kilometreye yakın bir hıza ulaşınca herkesin ödü koptu.
76. Depremzedeler için yapacağımız karşılıksız bağışları bankamızdaki ilgili hesaba yatırabilirsiniz.
77. Güzel dilimiz son yıllarda İngilizce ve Fransızca dillerinin etkisinde kalıyor.
78. Şüphesiz, yaşı ilerledikçe, gerçeği söyleme, doğru bildiği şeyleri açıklama insanoğlu açısından kaçınılmaz bir vicdan borcu olabilir.
79. Etrafına o kadar borç etti ki sonunda evini de satmak zorunda kaldı.
80. Eğri oturalım, düzgün konuşalım, diyerek söze başladı; ama pek de düzgün konuşmadı.
81. O gün hem ben hem arkadaşlarım geç kalmıştı.
82. Çıkış zili çalmadan önce mi sonra mı geleyim?
83. Yolcuların hepsinin elinde birer kitap vardı, ama hiç kimse kitap okumuyor, etrafı seyrediyordu.
84. Yaşlı adam biriktirdiği paraları köşe bucak saklıyor, hiç dokunmuyordu.
85. Böylesine mutlu olmasının nedeni bunları hissettiğindendir.
86. O gün dalgalar azgın ve nehir durgun değildi.
87. Yerleştikleri bölge tarıma elverişli olmadığı için Fenikeliler denizciliğe yönelmemişlerdir.
88. Tarihi olaylar araştırılmasında deney ve buna bağlı olan gözlem yöntemine önem verilmez.
89. Hatta Mehmet Ali’nin kardeşi küçük İsmail soluk soluğa gelerek bizi olan bitenden haberdar etmeseydi, hepimizin haberi olmayacaktı.
90. Bir Ermeni kızını seven ve kavuşmak için bin bir acıya katlanan Kerem’in öyküsünü anlatırdı.
91. Klasik müzik dinleyicisi seçicidir, güç beğenir, kulağı incelmiştir.
92. Size bu yola nasıl böyle düştüğümü, nasıl kurtulduğumu anlatacağım.
93. Öğrencilerine şiirlerinden birkaçını okumuş, hiçbir şey anlamamışlardı.
94. Annesi ortadan kaybolduğu sıralarda ya otuz ya da otuz beş yaşlarındaydı.
95. Buraya geldiğimiz tarihten itibaren başlayarak bugüne kadar birbirimize yardım ettik.
96. Azınlıkların nüfusça çoğunlukta olduğu yerlerde devlet kurma hakkı tanınacaktır.
97. Bir sonraki dükkanda odun kömür satan uzun burunlu, orta yaşlı, kimseyle konuşmayan bir adamdır.
98. Bursa’nın en güzel semti olan Çekirge’ye yerleşip bir ömür boyu da ayrılmayacakmış.
99. Dairenin üst düzey yetkilileri bundan hiç şikayetçi değil, aksine destekler mahiyette konuşuyor.
100. Bazı evden kaçan çocukların sarı bomba tabir edilen uyuşturucu haplardan kullandıklarını öğrendim.
S.Burhanettin AKBAŞ
(Çözemediğiniz cümleleri lütfen yazınız.)
1. Ahlak sadece kötülüklerden uzak kalmayı değil, aynı zamanda mücadele etmeyi gerektirir.
2. Onun ardından ağıt yakan gençlere bakıyorum, hepsi onun ölümüne yanıyor, ıstırap duyuyordu.
3. İstersen dünyayı çağır imdada / Yeryüzünde bir sen bir de ben varım.
4. Ali, arkadaşı Mustafa’yı hem çok seviyor, hem de kimi davranışlarından dolayı kızıyordu.
5. Üniversitelerimizin durumu düzelmedikçe toplum kalkınmasında etkili olamazlar.
6. 300 bin lira ile kaybolan THY Kopenhag bürosunun muhasebecisi aranıyor.
7. Üniversitelerimizin durumu düzelmedikçe toplum kalkınmasında etkili olamazlar.
8. Yanlış bir şey yapsam da kızmaz; ama inanılmayacak kadar anlayışlıdır.
9. Daha Paris’te öğrenciyken şiirde bir yere varabilmenin ancak konuşma dilinden şiiri arındırmakla gerçekleşeceğini söyler.
10. Eminim ki adam güç durumda olmasaydı belki de o parayı almazdı.
11. Bu soru ben ve benim gibi sınava girmiş olan birçok kişinin kafasını karıştırdı.
12. Bence edebiyat eleştirisinin, edebiyat incelemesiyle iç içe, bir arada düşünülmesi gerekir.
13. Deprem kuşağında olmasına rağmen sağlam yapılmayan binalar bu yüzden dolayı depremde çabucak yıkılıyor.
14. Bu gençler, ölmek üzere olan, can çekişen bir sanat dalını canlandırmak için yetiştiriliyorlar.
15. Mevlana, Türkler olduğu kadar yabancılar tarafından da tanınan bir düşünürdür.
16. Bu haberin ne kadar doğru olup olmadığını öğreneceğiz.
17. Muğla yöresindeki çıkan yangınlardan geriye, çırılçıplak ve simsiyah dağlar, tepeler kaldı.
18. Ürünümüz gerek çalışan gerekse ev kadınlarının ihtiyacına cevap verebilecek niteliktedir.
19. Dünyada tamamı mermerden yapılmış ilk anıtsal tapınak Ege’nin Efes kentinde olduğu biliniyor.
20. Ucu yırtık yabancı paraların Merkez Bankası dahil hiçbir yerde işlem görmüyor.
21. Seçim döneminde her çeşit siyasal etkinliklerin yasaklanmasına seçim yasağı denir.
22. Öğrenciyi, düşünmeye ve yaratıcı olmaya yönelten ve herhangi bir konu üzerinde eleştiri yapmasını sağlayan bir anlayış, eğitim sistemimize henüz yerleşmedi.
23. Parasının hesabını bilmeyen zenginler ve fakirler aynı kefede tartılıyor.
24. Yoksulluğun etken olduğu toplumlarda suç oranı yüksektir.
25. Ülkemiz, kredi ihtiyacı olmayan komşu ülkelere kredi veren bir ülkedir.
26. Sayın Cumhurbaşkanı beş gün içinde tahıl üreten ülkeleri ziyaret edecek.
27. Son dakika içerisinde attığı golle takımının galip gelmesine yol açtı.
28. Böyle hareketler ülkede demokrasinin işlememesini sağlayacaktır.
29. Bu çocuklar, fakir bir ülkenin, savaş nedeniyle kendileriyle ilgilenilmeyen, gerekli eğitimi alamayan çocuklardır.
30. Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, kendi fikrinden ısrar ediyordu.
31. Herkes ondan nefret ediyor, yüzünü görmek istemiyordu.
32. Bu konuda öğrenciler aralarında anlaşıp karar verecekler ve uygulayacaklar.
33. Öğrencileri rahat edecekleri odalara yerleştirmiş, bütün imkânları sağlamıştı.
34. Yiyecek bir lokma ekmeğimiz hatta yemeğimiz bile yok.
35. Bazı yiyecekler sağlığı yerinde ve yaşlı olmayan kişilerce özellikle yenmelidir.
36. Her ne kadar şehir dışına taşınmışsa da beklenen huzur bulunamamıştı.
37. Bu bölge coğrafî ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir.
38. Çocuğun annesi gelinceye kadar burada beklemesi gerekiyormuş.
39. Hukuk fakültesini bırak, iki yıllık okulu bile beğenmiyor.
40. Gezdiğim birçok memleketlerden biri de Almanya’dır.
41. Onu bir yerden gözüm kestiriyor ama nereden, bilemiyorum.
42. Onlar, sulusepken kara ve soğuğa aldırmadan bahçede çamaşır yıkıyorlardı.
43. Her öğretmen, öğrencilerinin problemleriyle yakından ilgilenmesi gerekir.
44. Çok düşünüp az konuşulduğu zaman sözün değeri iki kat artar.
45. Okur yazar ve akli dengesi bozuk olmayan herkes milletvekili olabilir.
46. Doktor, hastanın tuzlu yemekler ve alkol kullanmasını yasakladı.
47. Duyduklarınızın hiç birine, gördüklerinizin yarısına inanın.
48. Hiçbiri kendi işini bitirmeden bize yardım etmezler.
49. Hiçbiri benim söylediklerime inanmak istemiyor, kendi görüşlerinde ısrar ediyordu.
50. İnşaatta çalışan adamın kolu kırılmış, hastaneye kaldırılmış.
51. Kardeşimin, geceleri sık sık ateşi yükseliyor; ateşi yükseldikçe de terliyordu.
52. Seni ilk tanıdığım günden beri seviyorum.
53. Aramızdaki mevcut anlaşmazlığa son vermeliydik.
54. Ülkemizde kadınlar genellikle tüm gün bomboş evde otururlar.
55. İncesu bölgesindeki sel felaketinde üç köprünün telef olduğu açıklandı.
56. Bu kadar güzel bir elbiseyi bu ücrete hiçbir yerde bulamazsın.
57. Tıklım tıklım tribünleri dolduran seyirciler iki takımı da alkışlıyor.
58. Varlığını duygularımızla algıladığımız varlıklar somuttur.
59. Mutluluk yaşamdan zevk almayı sağlayan manevi bir duygudur.
60. Yüksek tansiyona ek olarak bir de üstelik bel ağrısı çekiyordu.
61. Bu kitaba alınmayan şiirler, gerek dil, gerek estetik bakımdan şairin kişiliğine aykırı şiirlerdi.
62. Dünyaya romantik gözle bakan sanatçıların, genellikle, dış dünyayı olduğu gibi anlatamazlar.
63. İki saatlik bir konser için üç gününü veren bir müzisyene saygı duyarım, zevkle dinlerim.
64. İstanbul’da kısa bir süre yaşamış ya da şöyle bir uğramıştı hepsi.
65. Sabahları erken kalkar, doğanın sessizliğini doya doya seyrederdi.
66. Sizden, ileride yapmayacağım hataları öğrendim.
67. Kocası ölüp bu dünyadan ayrılınca Vildan Hanım yapayalnız kaldı.
68. Yaralı arkadaşının elinden tutarak güçlükle doğruldu.
69. Bütün meslekleri tanıyıp hiçbirini azımsamadan kararınızı vermelisiniz.
70. Sınavda başarılı olabilmek için elinden geleni ardına bırakmadı.
71. Rüzgar su buharını yere yahut göğe yükseltir.
72. Derlemeci ozanın kızına yazdığı şiir biçimindeki yazıları toplamış.
73. Böyle başarılı sporcular ülkemizin tanıtımına neden oluyorlar.
74. En doğrusu Tevfik’in gözünü korkutmak, sanatını yapmaktan alıkoymaktı.
75. Deniz otobüsü, saatte yaklaşık yüz kilometreye yakın bir hıza ulaşınca herkesin ödü koptu.
76. Depremzedeler için yapacağımız karşılıksız bağışları bankamızdaki ilgili hesaba yatırabilirsiniz.
77. Güzel dilimiz son yıllarda İngilizce ve Fransızca dillerinin etkisinde kalıyor.
78. Şüphesiz, yaşı ilerledikçe, gerçeği söyleme, doğru bildiği şeyleri açıklama insanoğlu açısından kaçınılmaz bir vicdan borcu olabilir.
79. Etrafına o kadar borç etti ki sonunda evini de satmak zorunda kaldı.
80. Eğri oturalım, düzgün konuşalım, diyerek söze başladı; ama pek de düzgün konuşmadı.
81. O gün hem ben hem arkadaşlarım geç kalmıştı.
82. Çıkış zili çalmadan önce mi sonra mı geleyim?
83. Yolcuların hepsinin elinde birer kitap vardı, ama hiç kimse kitap okumuyor, etrafı seyrediyordu.
84. Yaşlı adam biriktirdiği paraları köşe bucak saklıyor, hiç dokunmuyordu.
85. Böylesine mutlu olmasının nedeni bunları hissettiğindendir.
86. O gün dalgalar azgın ve nehir durgun değildi.
87. Yerleştikleri bölge tarıma elverişli olmadığı için Fenikeliler denizciliğe yönelmemişlerdir.
88. Tarihi olaylar araştırılmasında deney ve buna bağlı olan gözlem yöntemine önem verilmez.
89. Hatta Mehmet Ali’nin kardeşi küçük İsmail soluk soluğa gelerek bizi olan bitenden haberdar etmeseydi, hepimizin haberi olmayacaktı.
90. Bir Ermeni kızını seven ve kavuşmak için bin bir acıya katlanan Kerem’in öyküsünü anlatırdı.
91. Klasik müzik dinleyicisi seçicidir, güç beğenir, kulağı incelmiştir.
92. Size bu yola nasıl böyle düştüğümü, nasıl kurtulduğumu anlatacağım.
93. Öğrencilerine şiirlerinden birkaçını okumuş, hiçbir şey anlamamışlardı.
94. Annesi ortadan kaybolduğu sıralarda ya otuz ya da otuz beş yaşlarındaydı.
95. Buraya geldiğimiz tarihten itibaren başlayarak bugüne kadar birbirimize yardım ettik.
96. Azınlıkların nüfusça çoğunlukta olduğu yerlerde devlet kurma hakkı tanınacaktır.
97. Bir sonraki dükkanda odun kömür satan uzun burunlu, orta yaşlı, kimseyle konuşmayan bir adamdır.
98. Bursa’nın en güzel semti olan Çekirge’ye yerleşip bir ömür boyu da ayrılmayacakmış.
99. Dairenin üst düzey yetkilileri bundan hiç şikayetçi değil, aksine destekler mahiyette konuşuyor.
100. Bazı evden kaçan çocukların sarı bomba tabir edilen uyuşturucu haplardan kullandıklarını öğrendim.
S.Burhanettin AKBAŞ
(Çözemediğiniz cümleleri lütfen yazınız.)
Etiketler:
Anlatım Bozukluğu,
S.Burhanettin AKBAŞ
21 Nisan 2010 Çarşamba
11. Sınıf Türk Edebiyatı Dersi 1. Dönem Test Soruları / S.Burhanettin AKBAŞ
1. Felatun Bey ile Rakım Efendi romanı aslında bir çatışmayı anlatır. Bir mirasyedi ve alafranga meraklısı olan Felatun Bey’in karşısına yazar alnının teri ile para kazanan Rakım Efendiyi çıkarır. Romanın sonunda kaybeden yoktur belki ama yazarın gönlünün Doğu’yu, helal kazancı ve dürüstlüğü temsil eden Rakım Efendiden yana olduğu açıktır.
Bu parçaya göre aşağıdakilerden hangisi söylenemez.
A. Romanda doğu – batı çatışmasının ele alındığı
B. Romanda asıl karakterlerin iyiliği ve kötülüğü temsil ettikleri
C. Bir tarafta tembelliğin, diğer tarafta çalışkanlığın hüküm sürdüğü
D. Sonunda iyilerin kazandığı ve kötülerin kaybettiği
E. Bir mirasyedi ile bir emek sahibinin karşılaştırıldığı
2. Sergüzeşt romanında Sami Paşazade Sezai, Kafkasya’dan çalınan dokuz yaşındaki Dilber’in İstanbul’a getirilerek belli başlı ailelere para ile satılışını anlatır. Dilber’in satıldığı ailelerin eziyetlerinden usanarak bir gece kaçması ile devam eden serüven, Dilber’in güzel günler geçirdiği zamanları da gösterse de sonuçta Dilber’in gizlice bir esirciye satılması ile dramatik bir hal alır. Nil nehrinin sularına kendini atarak yaşadığı acı dolu hayata son veren Dilber’in yaşadıklarından aslında yazar çok güzel bir mesaj çıkarmıştır.
Sizce yazarın bu romanla vermek istediği mesaj aşağıdakilerden hangisi olabilir?
A) İnsanların belli bir eğitimden geçirilmesinin şart olduğu
B) Toplumda gençlerin büyüklerin sözüne değer vermedikleri
C) Her insanın hür olarak doğduğu ve köleliğin kabul edilemeyeceği
D) İntihar etmenin hiçbir şeyi çözmediği
E) Başka yerlerden gelen insanların uyum sorunu yaşadığı
3. Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat’ın 1. Dönem şairleri için söylenemez?
A) Sanat sanat içindir görüşünü savunmuşlardır.
B) Türk Edebiyatına yeni imgeler getirmişlerdir.
C) Klasisizm ve Romantizm gibi akımlardan etkilenmişlerdir.
D) Divan şiirinin şiir kalıplarını farklı içeriklerle sunmuşlardır.
E) Kasidenin bölümlerini tamamen kaldırmışlardır.
4. Aşağıdaki yazar- eser eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Şair Evlenmesi – Şinasi
B) Vatan Yahut Silistre – Ziya Paşa
C) İntibah – Namık Kemal
D)Felatun Bey ile Rakım Efendi- Ahmet Mithat Efendi
E) Makber – Abdülhak Hamit
5. Aşağıdakilerden hangisi Divan Edebiyatı ile Tanzimat Edebiyatının benzer yönlerinden biri değildir?
A) Her ikisi de klasik nazım biçimlerini kullanmışlardır.
B) Her ikisi de aruz ölçüsünü kullanmıştır.
C) Söz sanatları, kafiye ve redifler ortaktır.
D)Şiirin kuruluş özellikleri ortaktır.
E) Her ikisinde de kullanılan temalar (konular) ortaktır.
6. Aşağıdakilerden hangisi Ziya Paşa’nın özelliklerinden biri olamaz.
A) Harabat isimli eseri ilk antoloji sayılır.
B) Zafername isimli eseri tariz sanatının önemli bir örneğidir.
C) Terkip-i Bentleri ile ünlüdür.
D) Durup-ı Emsal-i Osmani adlı eseri ilk atasözü kitabıdır.
E) Şiir ve İnşa Makalesinde halk şiirinin gerçek şiirimiz olduğunu savunmuştur.
7. Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Edebiyatı ile edebiyatımıza giren yeni kavramlardan biri değildir?
A) Adaletin üstünlüğü
B) Eşitliğin önemi
C) Aşkın güzelliği
D) Hürriyetin gerekliliği
E) Kanunun üstünlüğü
8. Aşağıdakilerden hangisinde Türk Edebiyatında ilklerden biri yanlış verilmiştir?
A) İntibah ilk romantik romanımızdır.
B) İlk makaleyi Şinasi yazmıştır.
C) İlk resmi gazetemiz Ceride-i Havadis’tir.
D) Vatan Yahut Silistre ilk oynanan oyunumuzdur.
E) Şair Evlenmesi ilk yerli tiyatro eserimizdir.
9. “Durur ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette
Çıkar âsâr-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten”
Yukarıdaki beyitte “Ümmetimin fikir ayrılığından rahmet beklenir” hadisine işaret eden şairin hangi sanatı yaptığını düşünürsünüz?
A) Telmih B) Teşbih C) Tenasüp D) İstifham E) Tecahül-i Arif
10.Aşağıdakilerden hangisi Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi için söylenemez.
A) Hürriyet Kasidesi 31 beyittir.
B) Kasidenin klasik bölümleri yoktur.
C) aa/ bb/ cc/… şeklinde kafiyelenmiştir.
D) Son beyitte şair mahlas kullanmaz.
E)Hürriyet gibi soyut bir kavramı işlemiştir.
11. Aşağıdakilerden hangisi Namık Kemal’in özelliklerinden biri değildir?
A) Hürriyet ve vatan sevgisini şiirlerinde işlediği için vatan şairi olarak bilinir.
B) İlk romantik romanımız İntibah’ın yazarıdır.
C) İlk tarihi romanımız Cezmi’yi yazmıştır.
D) İlk Antoloji çalışması olan Harabat’ı kaleme almıştır.
E) İlk kez sahnelenen oyunumuz olan “Vatan Yahut Silistre”nin yazarıdır.
12. Şinasi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez.
A) İlk gazetemiz Takvim-i Vakayi’yi çıkarmıştır.
B) İlk yerli tiyatro eserimiz Şair Evlenmesini yazmıştır.
C) İlk makale örneğini o kaleme almıştır.
D) Fransızcadan ilk şiir çevirilerini yapmıştır.
E) ilk kez noktalama işaretlerini kullanmıştır.
13.Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat dönemi gazetelerinden biri olamaz.
A) Takvim-i Vakayi B) Hürriyet C) Tercüman-ı Ahval D) Hakimiyet-i Milliye E) Ceride-i Havadis
14. Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Fermanı için söylenemez?
A) Batı kaynaklı olduğu
B) Hakim millet anlayışını güçlendirdiği
C)Padişahın yetkilerini sınırlandırdığı
D) Siyasi, askeri, adli ve mali alanlarda yapıldığı
E) Devlet yönetiminde kökten değişikliklere gidilmediği
15. Aşağıdaki ilgilerden hangisi doğrudur?
A) Tanzimat edebiyatçıları Avrupa’da yetişmiştir.
B) Tanzimat Fermanı, halkın isteği üzerine ilan edilmiştir.
C) Tanzimat Fermanı 1839’da ilan edilmesine rağmen Tanzimat edebiyatı 1860’da başlamıştır.
D) Tanzimat dönemi eserleri halkın anlayacağı dille yazılmıştır.
E) Tanzimat döneminde gazetecilik etkili olamamıştır.
16. II. Abdülhamit zamanında Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre isimli oyunundan sonra izleyicilerin gösteri yapması ve tiyatroların bir süreliğine kapanması edebi eserin hangi yönünü gösterir?
A) Edebi eserin sosyal ve siyasi hayata etkisi
B) Sosyal hayatın edebi esere etkisi
C) Edebi eserin düşünce hayatına etkisi
D) Edebi eserin bilime etkisi
E) Güzel sanatların edebi esere etkisi
17. Felsefede olgularla desteklenen ya da olgularla ilgili verilere dayanan bilginin tek sağlam bilgi olduğu görüşüne ne ad verilir?
A) Rasyonalizm B) Realizm C) Pozitivizm D) Rönesans E) Reform
18. Osmanlı Devleti’ndeki “yenileşme hareketi” ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisin yanlıştır?
A) İlk olarak askeri sistemde görüldüğü
B) Eğitim ve yönetim hayatını da ilgilendirdiği
C) Yenileşmenin Osmanlı Devletindeki çöküşün sebebi değil sonucu olduğu
D) Tanzimat Fermanı ile hız kazandığı
E)19. yüzyılın ikinci yarısında başladığı
19. Aşağıdakilerden hangisinin Osmanlı Devletinin Batı karşısında başarısız olmasında etkisi daha azdır?
A) Saltanatın babadan oğla geçmesi
B) Eğitim sisteminin çökmesi
C) İlme önem verilmemesi
D) Askeri yeniliklerin başarılı olmaması
E) Ekonomik sistemin çökmesi
20. Aşağıdakilerden hangisi 19. Yüzyılda Osmanlı Devletinin durumunu yansıtan bir özellik değildir?
A) 18. ve 19. Yüzyıl ıslahatlarının genelinde 1789 Fransız İhtilali ve onun getirdiği Ulusçuluk akımının izleri görülür.
B) Sorunların çözümünde Avrupa’ya yaklaşmanın gerekli olduğu görüldü.
C) Osmanlı Devleti içindeki azınlıklara gerekli haklar verilmediği için parçalanma süreci hızlandı.
D) Osmanlı Devletinin Avrupa’ya yaklaşması ile Avrupalılar azınlıkları kullanarak Osmanlının iç işlerine karışmaya başladılar.
E)Sanayi Devrimi sonucunda hammadde ve pazar ihtiyacı artan bazı Avrupa Devletleri kapitülasyonları da kullanarak Osmanlı Devletini bölmek istediler.
S.Burhanettin AKBAŞ
Cevap Anahtarı:
1. D, 2. C, 3. A, 4. B, 5.E, 6.D, 7.C, 8.C, 9.A, 10.C, 11.D, 12.A, 13.D, 14.B, 15.C, 16.A, 17.C, 18.E, 19.A, 20.C
Bu parçaya göre aşağıdakilerden hangisi söylenemez.
A. Romanda doğu – batı çatışmasının ele alındığı
B. Romanda asıl karakterlerin iyiliği ve kötülüğü temsil ettikleri
C. Bir tarafta tembelliğin, diğer tarafta çalışkanlığın hüküm sürdüğü
D. Sonunda iyilerin kazandığı ve kötülerin kaybettiği
E. Bir mirasyedi ile bir emek sahibinin karşılaştırıldığı
2. Sergüzeşt romanında Sami Paşazade Sezai, Kafkasya’dan çalınan dokuz yaşındaki Dilber’in İstanbul’a getirilerek belli başlı ailelere para ile satılışını anlatır. Dilber’in satıldığı ailelerin eziyetlerinden usanarak bir gece kaçması ile devam eden serüven, Dilber’in güzel günler geçirdiği zamanları da gösterse de sonuçta Dilber’in gizlice bir esirciye satılması ile dramatik bir hal alır. Nil nehrinin sularına kendini atarak yaşadığı acı dolu hayata son veren Dilber’in yaşadıklarından aslında yazar çok güzel bir mesaj çıkarmıştır.
Sizce yazarın bu romanla vermek istediği mesaj aşağıdakilerden hangisi olabilir?
A) İnsanların belli bir eğitimden geçirilmesinin şart olduğu
B) Toplumda gençlerin büyüklerin sözüne değer vermedikleri
C) Her insanın hür olarak doğduğu ve köleliğin kabul edilemeyeceği
D) İntihar etmenin hiçbir şeyi çözmediği
E) Başka yerlerden gelen insanların uyum sorunu yaşadığı
3. Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat’ın 1. Dönem şairleri için söylenemez?
A) Sanat sanat içindir görüşünü savunmuşlardır.
B) Türk Edebiyatına yeni imgeler getirmişlerdir.
C) Klasisizm ve Romantizm gibi akımlardan etkilenmişlerdir.
D) Divan şiirinin şiir kalıplarını farklı içeriklerle sunmuşlardır.
E) Kasidenin bölümlerini tamamen kaldırmışlardır.
4. Aşağıdaki yazar- eser eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Şair Evlenmesi – Şinasi
B) Vatan Yahut Silistre – Ziya Paşa
C) İntibah – Namık Kemal
D)Felatun Bey ile Rakım Efendi- Ahmet Mithat Efendi
E) Makber – Abdülhak Hamit
5. Aşağıdakilerden hangisi Divan Edebiyatı ile Tanzimat Edebiyatının benzer yönlerinden biri değildir?
A) Her ikisi de klasik nazım biçimlerini kullanmışlardır.
B) Her ikisi de aruz ölçüsünü kullanmıştır.
C) Söz sanatları, kafiye ve redifler ortaktır.
D)Şiirin kuruluş özellikleri ortaktır.
E) Her ikisinde de kullanılan temalar (konular) ortaktır.
6. Aşağıdakilerden hangisi Ziya Paşa’nın özelliklerinden biri olamaz.
A) Harabat isimli eseri ilk antoloji sayılır.
B) Zafername isimli eseri tariz sanatının önemli bir örneğidir.
C) Terkip-i Bentleri ile ünlüdür.
D) Durup-ı Emsal-i Osmani adlı eseri ilk atasözü kitabıdır.
E) Şiir ve İnşa Makalesinde halk şiirinin gerçek şiirimiz olduğunu savunmuştur.
7. Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Edebiyatı ile edebiyatımıza giren yeni kavramlardan biri değildir?
A) Adaletin üstünlüğü
B) Eşitliğin önemi
C) Aşkın güzelliği
D) Hürriyetin gerekliliği
E) Kanunun üstünlüğü
8. Aşağıdakilerden hangisinde Türk Edebiyatında ilklerden biri yanlış verilmiştir?
A) İntibah ilk romantik romanımızdır.
B) İlk makaleyi Şinasi yazmıştır.
C) İlk resmi gazetemiz Ceride-i Havadis’tir.
D) Vatan Yahut Silistre ilk oynanan oyunumuzdur.
E) Şair Evlenmesi ilk yerli tiyatro eserimizdir.
9. “Durur ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette
Çıkar âsâr-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten”
Yukarıdaki beyitte “Ümmetimin fikir ayrılığından rahmet beklenir” hadisine işaret eden şairin hangi sanatı yaptığını düşünürsünüz?
A) Telmih B) Teşbih C) Tenasüp D) İstifham E) Tecahül-i Arif
10.Aşağıdakilerden hangisi Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi için söylenemez.
A) Hürriyet Kasidesi 31 beyittir.
B) Kasidenin klasik bölümleri yoktur.
C) aa/ bb/ cc/… şeklinde kafiyelenmiştir.
D) Son beyitte şair mahlas kullanmaz.
E)Hürriyet gibi soyut bir kavramı işlemiştir.
11. Aşağıdakilerden hangisi Namık Kemal’in özelliklerinden biri değildir?
A) Hürriyet ve vatan sevgisini şiirlerinde işlediği için vatan şairi olarak bilinir.
B) İlk romantik romanımız İntibah’ın yazarıdır.
C) İlk tarihi romanımız Cezmi’yi yazmıştır.
D) İlk Antoloji çalışması olan Harabat’ı kaleme almıştır.
E) İlk kez sahnelenen oyunumuz olan “Vatan Yahut Silistre”nin yazarıdır.
12. Şinasi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez.
A) İlk gazetemiz Takvim-i Vakayi’yi çıkarmıştır.
B) İlk yerli tiyatro eserimiz Şair Evlenmesini yazmıştır.
C) İlk makale örneğini o kaleme almıştır.
D) Fransızcadan ilk şiir çevirilerini yapmıştır.
E) ilk kez noktalama işaretlerini kullanmıştır.
13.Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat dönemi gazetelerinden biri olamaz.
A) Takvim-i Vakayi B) Hürriyet C) Tercüman-ı Ahval D) Hakimiyet-i Milliye E) Ceride-i Havadis
14. Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Fermanı için söylenemez?
A) Batı kaynaklı olduğu
B) Hakim millet anlayışını güçlendirdiği
C)Padişahın yetkilerini sınırlandırdığı
D) Siyasi, askeri, adli ve mali alanlarda yapıldığı
E) Devlet yönetiminde kökten değişikliklere gidilmediği
15. Aşağıdaki ilgilerden hangisi doğrudur?
A) Tanzimat edebiyatçıları Avrupa’da yetişmiştir.
B) Tanzimat Fermanı, halkın isteği üzerine ilan edilmiştir.
C) Tanzimat Fermanı 1839’da ilan edilmesine rağmen Tanzimat edebiyatı 1860’da başlamıştır.
D) Tanzimat dönemi eserleri halkın anlayacağı dille yazılmıştır.
E) Tanzimat döneminde gazetecilik etkili olamamıştır.
16. II. Abdülhamit zamanında Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre isimli oyunundan sonra izleyicilerin gösteri yapması ve tiyatroların bir süreliğine kapanması edebi eserin hangi yönünü gösterir?
A) Edebi eserin sosyal ve siyasi hayata etkisi
B) Sosyal hayatın edebi esere etkisi
C) Edebi eserin düşünce hayatına etkisi
D) Edebi eserin bilime etkisi
E) Güzel sanatların edebi esere etkisi
17. Felsefede olgularla desteklenen ya da olgularla ilgili verilere dayanan bilginin tek sağlam bilgi olduğu görüşüne ne ad verilir?
A) Rasyonalizm B) Realizm C) Pozitivizm D) Rönesans E) Reform
18. Osmanlı Devleti’ndeki “yenileşme hareketi” ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisin yanlıştır?
A) İlk olarak askeri sistemde görüldüğü
B) Eğitim ve yönetim hayatını da ilgilendirdiği
C) Yenileşmenin Osmanlı Devletindeki çöküşün sebebi değil sonucu olduğu
D) Tanzimat Fermanı ile hız kazandığı
E)19. yüzyılın ikinci yarısında başladığı
19. Aşağıdakilerden hangisinin Osmanlı Devletinin Batı karşısında başarısız olmasında etkisi daha azdır?
A) Saltanatın babadan oğla geçmesi
B) Eğitim sisteminin çökmesi
C) İlme önem verilmemesi
D) Askeri yeniliklerin başarılı olmaması
E) Ekonomik sistemin çökmesi
20. Aşağıdakilerden hangisi 19. Yüzyılda Osmanlı Devletinin durumunu yansıtan bir özellik değildir?
A) 18. ve 19. Yüzyıl ıslahatlarının genelinde 1789 Fransız İhtilali ve onun getirdiği Ulusçuluk akımının izleri görülür.
B) Sorunların çözümünde Avrupa’ya yaklaşmanın gerekli olduğu görüldü.
C) Osmanlı Devleti içindeki azınlıklara gerekli haklar verilmediği için parçalanma süreci hızlandı.
D) Osmanlı Devletinin Avrupa’ya yaklaşması ile Avrupalılar azınlıkları kullanarak Osmanlının iç işlerine karışmaya başladılar.
E)Sanayi Devrimi sonucunda hammadde ve pazar ihtiyacı artan bazı Avrupa Devletleri kapitülasyonları da kullanarak Osmanlı Devletini bölmek istediler.
S.Burhanettin AKBAŞ
Cevap Anahtarı:
1. D, 2. C, 3. A, 4. B, 5.E, 6.D, 7.C, 8.C, 9.A, 10.C, 11.D, 12.A, 13.D, 14.B, 15.C, 16.A, 17.C, 18.E, 19.A, 20.C
20 Nisan 2010 Salı
11. Sınıf Dil ve Anlatım Dersi 1. Dönem Test Soruları / S.Burhanettin AKBAŞ
1. Aşağıdakilerden hangisi sözlü anlatım türlerinden biri değildir?
A) Konferans B) Sohbet C) Açık Oturum
D) Forum E) Münazara
2.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bilgi yanlışı yapılmıştır?
A) Sanatsal metinler bir iletişim çeşididir.
B) Anlatmaya bağlı metinler, öğretici ve sanatsal metinler olarak ikiye ayrılır.
C)Edebi metinlerde dil daha çok dil ötesi işlevinde kullanılır.
D) Öğretici metinlerde dil daha çok göndergesel işlevinde kullanılır.
E)Metinlerde kullanılan dilin, işlevlerine göre gruplandırılması mümkündür.
3.Aşağıdakilerden hangisinde bir bilgi yanlışı yapılmıştır?
A) Dilekçede isim ve imza sağ alt köşeye yazılır.
B) Dilekçeyi alt makam üst makama yazmışsa arz ederim diye bitirir.
C) Edebi mektuplar, özel mektup olarak kabul edilir.
D) Dilekçede adres sol alt köşeye yazılır.
E) Dilekçelere cevap verme zorunluluğu yoktur.
4. Aşağıdakilerden hangisinde ünlü düşmesi (hece düşmesi) görülmez.
A) ilerde B) ayrılık C) oynamış
D) kaldırım E) bakraç
5. Aşağıdakilerden hangisi anı türünün özelliklerinden biri değildir?
A) Öğretici ve bilgi verici yazılardır.
B) Anılar iddia ve ispat yazılarıdır.
C) Olay, kişi ve dönem hakkında gözlem ve izlenimler anlatılır.
D) Yaşanılmış zaman dilimi ben etrafında anlatılır.
E) Yazar, kendini okura açtığı için içten yazılardır.
6. Aşağıdaki yazar-eser eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Magosa Hatıraları – Namık Kemal
B) Şehir Mektupları – Ahmet Rasim
C) Türk’ün Ateşle İmtihanı – Halide Edip Adıvar
D) Hac Yolunda – Cenap Şahabettin
E) Saray ve Ötesi – Abdülhak Şinasi Hisar
7. Meşe biten toprakta hemen hemen hiç başka ağaç gözükmez. Dağ taş, dere tepe sırf meşedir. Meşeler kalın, kısa gövdelidir. Dalları güdüktür. En uzun dalın uzunluğu bir metreyi geçmez. Toprakta, sağlam, toprağa bütün gücüyle yapışmış dururlar. Hiçbir güç onları oradan ayırmayacakmış gibi gelir.
Yukarıdaki paragrafta hangi anlatım türünden yararlanılmıştır?
A.Açıklayıcı B.Öyküleyici C.Tartışmacı D.Örnekleme E.Betimleyici
8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ses olayı yoktur?
A) Buralardan gitme zamanı şimdi.
B) Okul bugün açılıyor.
C)Bu ağaçlar yüksekte yetişir.
D)Bu kıvrımlı yollar bitmez.
E)Babam şimdi çıktı.
9. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde özne ile yüklem arasında kişi bakımından uygunluk yoktur?
A) Arabanın çıkardığı gürültüden, çatıdaki bütün kuşlar uçtu.
B) Balkondaki çiçeklerimin hepsi bir hafta içinde açtı.
C) Öğrenciler, etüt için dershaneye yeni geldiler.
D) Tolga, Zafer ve sen tiyatroya gidecekmişsiniz.
E) Kızımla ben geçen yıl şubat tatilinde Uludağ'a gitmiştim.
10. Bugün de işime her zamanki gibi belediye otobüsüyle gidiyordum. Ben oturuyordum koltukta. Öndeki koltuk boşaldı. Gözüm o koltuktan tutunan genç bayana ilişti. O, gözü ile bir beye baktı, yaşlı bir beydi bu. Bey “Teşekkürler, ben hemen iniyorum.” dedi. Genç bayan bu sefer kalabalığı gözüyle taradı; bir yaşlı, derin bir nefes aldı. Israrla genç bayana baktım. Göz göze geldik, gülümsedim.
O gülümsedi, başını eğip önemli değil, ya da çok doğal der gibi bir ifade verdi yüzüne... Otobüs durdu indi, başıyla beni selamlayarak.”
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmıştır?
A) Betimleme - açıklama B) Tanımlama – betimleme C) Öyküleme - betimleme
D) Tartışma – öyküleme E) Karşılaştırma – açıklama
11. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde hem ünlü düşmesi hem de ünsüz benzeşmesine örnek bir sözcük vardır?
A) Namık Kemal "vatan şairi" olarak tanınır.
B) Yahya Kemal Beyatlı yıllarca değişik ülkelerde elçilik yapmıştır.
C) Orhan Veli İstanbul'u bir tepeden seyretmişti.
D) Hamit, "Makber" adlı şiirini Fatma Hanım için yazmıştır.
E) Ziya Paşa'nın pek çok sözü vecize olarak günümüze kadar gelmiştir.
12. Aşağıdakilerden hangisi öğretici metinlerin bir özelliği olamaz?
A) Ağırlıklı olarak öyküleyici ve betimleyici anlatımların kullanılması
B) Üslup kaygısın ön planda olması
C) Kelimelerin gerçek anlamda kullanılması
D) Amacın bilgi vermek ve bir konuyu açıklamak olması
E) Dilin göndergesel işlevinde kullanılması
13. Aşağıdakilerden hangisi mektup türünün amaçlarından değildir?
A) Bir yardım istemek B) Sevinç ve üzüntü bildirmek C) Haber vermek D) Bir meseleyi tartışmak
E) Bir kişiyi tanıtmak
14. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde anlatım bozukluğu vardır?
A)Bir gün sen de beni anlayacak, bana hak vereceksin.
B)Hiç kimse bulunduğu yerden kalkmasın, sessizce otursun.
C)Yağmur, bardaktan boşanırcasına yağıyor; rüzgâr, deli gibi esiyordu.
D)Rezervasyon yaptıranlar yerlerini almış, diğerleri bilet kuyruğuna girmişti.
E)Elinde kalan son malını da sattı, köyden bir yer alıp oraya yerleşti.
15. Yedi yaşımda bile yoktum. Arabaya binmekten, evden uzaklaşıp değişik yerler görmekten inanılmaz ölçüde hoşnut olurdum. Bir gün motora bindirdi babam beni, eski model bir motora. Yine uzaklaştık evden, değişik değişik yerler gezdik. Ama bir yer vardı, bir köprü, bir tren köprüsü. Bu köprünün altından geçerken sımsıkı sarıldım babama, bu anı hiç unutmayacağım dedim içimden, öyle de oldu, ne zaman bir köprünün altından geçsem bu anı hatırlarım.
Yukarıda verilen parça hangi edebi türün örneğidir?
A) Günlük B) Deneme C)Anı D) Gezi E) Makale
16. Burası bir köyden çok şehirleşmeye başlamış bir kasabaya benziyordu. Etrafta bir tek eski veya topraktan ev görünmüyordu. Otlamaya çıkarılacak hayvanlar için özel bir yol yapılmış ve diğer yolların hemen hepsi asfaltla döşenmişti. Ama bir evin içine girecek olsanız bir yemek sofrası dahi göremezsiniz. Yemekler yerde yenir burada. İnsanlar ütü nedir bilmez. Geze geze de bitiremezsiniz asfalt yollarını!
Yukarıda verilen parça hangi edebi türe örnektir?
A) Deneme B) Makale C) Gezi
D) Anı E) Röportaj
17. I. Bugün, diğerlerinden daha farklı bir gün benim için.
II. Pencerem bir tuvalin çerçevesi gibi, ve bana bu tablo şimdi sonbaharı anlatıyor.
III. Bana böyle davranmış olması aramıza bir soğukluk girdiğinin göstergesi gibi.
IV. Birazdan uyuyacağım ve yarınımın bugünkü gibi olmasını diliyorum.
V. Aradan yıllar geçmiş olmasına karşın o üç sözcük aynı ses tonuyla çınlıyor kulaklarımda.
Yukarıda verilen tümcelerden hangisi bir “günlük”ten alınmış olamaz?
A) I B) II C)III D)IV E) V
18. Elbette onunla birlikte gitmiş olabilir.
Bu cümledeki anlatım bozukluğunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Öğe eksikliği
B) Özne yüklem uyuşmazlığı
C) Öznenin belirtilmemiş olması
D) Aynı anlama sözcüklerin birlikte kullanılması
E) Anlamca çelişen sözcüklerin birlikte kullanılması
19. 1905’te İstanbul’da doğdum. Bahriye Mektebinde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde okudum. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Paris’e gönderildim. Eğitimimi yarıda keserek yurda döndüm. Çeşitli bankalarda çalıştım. Değişik gazetelerde fıkra yazarlığı yaptım.
Bu paragraf ne tür bir yazıdan alınmış olabilir?
A) Biyografi B) Gezi C) Eleştiri D) Fıkra
E) Otobiyografi
20. Biyografi türüyle ilgili aşağıdaki verilen bilgilerden hangisi doğrudur?
a) Yazar kendi başından geçen olayları anlatır.
b) Gazetelerde belli köşelerde, belli günlerde yayınlanır.
c) Gerçek olmasa bile, olması muhtemel olaylar anlatılır.
d) Gözlemlenen yerler ayrıntılarıyla betimlenir.
e) Bir kimsenin hayatı, çalışmaları ve görüşleri anlatılır.
S.Burhanettin AKBAŞ
Cevap Anahtarı:
1. B, 2.C, 3.E, 4. D, 5.B, 6.E, 7.E, 8.A, 9.E, 10.C, 11.C, 12.A, 13.D, 14.B, 15.C, 16.C, 17.E, 18.E, 19. E, 20.E
A) Konferans B) Sohbet C) Açık Oturum
D) Forum E) Münazara
2.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bilgi yanlışı yapılmıştır?
A) Sanatsal metinler bir iletişim çeşididir.
B) Anlatmaya bağlı metinler, öğretici ve sanatsal metinler olarak ikiye ayrılır.
C)Edebi metinlerde dil daha çok dil ötesi işlevinde kullanılır.
D) Öğretici metinlerde dil daha çok göndergesel işlevinde kullanılır.
E)Metinlerde kullanılan dilin, işlevlerine göre gruplandırılması mümkündür.
3.Aşağıdakilerden hangisinde bir bilgi yanlışı yapılmıştır?
A) Dilekçede isim ve imza sağ alt köşeye yazılır.
B) Dilekçeyi alt makam üst makama yazmışsa arz ederim diye bitirir.
C) Edebi mektuplar, özel mektup olarak kabul edilir.
D) Dilekçede adres sol alt köşeye yazılır.
E) Dilekçelere cevap verme zorunluluğu yoktur.
4. Aşağıdakilerden hangisinde ünlü düşmesi (hece düşmesi) görülmez.
A) ilerde B) ayrılık C) oynamış
D) kaldırım E) bakraç
5. Aşağıdakilerden hangisi anı türünün özelliklerinden biri değildir?
A) Öğretici ve bilgi verici yazılardır.
B) Anılar iddia ve ispat yazılarıdır.
C) Olay, kişi ve dönem hakkında gözlem ve izlenimler anlatılır.
D) Yaşanılmış zaman dilimi ben etrafında anlatılır.
E) Yazar, kendini okura açtığı için içten yazılardır.
6. Aşağıdaki yazar-eser eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Magosa Hatıraları – Namık Kemal
B) Şehir Mektupları – Ahmet Rasim
C) Türk’ün Ateşle İmtihanı – Halide Edip Adıvar
D) Hac Yolunda – Cenap Şahabettin
E) Saray ve Ötesi – Abdülhak Şinasi Hisar
7. Meşe biten toprakta hemen hemen hiç başka ağaç gözükmez. Dağ taş, dere tepe sırf meşedir. Meşeler kalın, kısa gövdelidir. Dalları güdüktür. En uzun dalın uzunluğu bir metreyi geçmez. Toprakta, sağlam, toprağa bütün gücüyle yapışmış dururlar. Hiçbir güç onları oradan ayırmayacakmış gibi gelir.
Yukarıdaki paragrafta hangi anlatım türünden yararlanılmıştır?
A.Açıklayıcı B.Öyküleyici C.Tartışmacı D.Örnekleme E.Betimleyici
8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ses olayı yoktur?
A) Buralardan gitme zamanı şimdi.
B) Okul bugün açılıyor.
C)Bu ağaçlar yüksekte yetişir.
D)Bu kıvrımlı yollar bitmez.
E)Babam şimdi çıktı.
9. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde özne ile yüklem arasında kişi bakımından uygunluk yoktur?
A) Arabanın çıkardığı gürültüden, çatıdaki bütün kuşlar uçtu.
B) Balkondaki çiçeklerimin hepsi bir hafta içinde açtı.
C) Öğrenciler, etüt için dershaneye yeni geldiler.
D) Tolga, Zafer ve sen tiyatroya gidecekmişsiniz.
E) Kızımla ben geçen yıl şubat tatilinde Uludağ'a gitmiştim.
10. Bugün de işime her zamanki gibi belediye otobüsüyle gidiyordum. Ben oturuyordum koltukta. Öndeki koltuk boşaldı. Gözüm o koltuktan tutunan genç bayana ilişti. O, gözü ile bir beye baktı, yaşlı bir beydi bu. Bey “Teşekkürler, ben hemen iniyorum.” dedi. Genç bayan bu sefer kalabalığı gözüyle taradı; bir yaşlı, derin bir nefes aldı. Israrla genç bayana baktım. Göz göze geldik, gülümsedim.
O gülümsedi, başını eğip önemli değil, ya da çok doğal der gibi bir ifade verdi yüzüne... Otobüs durdu indi, başıyla beni selamlayarak.”
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmıştır?
A) Betimleme - açıklama B) Tanımlama – betimleme C) Öyküleme - betimleme
D) Tartışma – öyküleme E) Karşılaştırma – açıklama
11. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde hem ünlü düşmesi hem de ünsüz benzeşmesine örnek bir sözcük vardır?
A) Namık Kemal "vatan şairi" olarak tanınır.
B) Yahya Kemal Beyatlı yıllarca değişik ülkelerde elçilik yapmıştır.
C) Orhan Veli İstanbul'u bir tepeden seyretmişti.
D) Hamit, "Makber" adlı şiirini Fatma Hanım için yazmıştır.
E) Ziya Paşa'nın pek çok sözü vecize olarak günümüze kadar gelmiştir.
12. Aşağıdakilerden hangisi öğretici metinlerin bir özelliği olamaz?
A) Ağırlıklı olarak öyküleyici ve betimleyici anlatımların kullanılması
B) Üslup kaygısın ön planda olması
C) Kelimelerin gerçek anlamda kullanılması
D) Amacın bilgi vermek ve bir konuyu açıklamak olması
E) Dilin göndergesel işlevinde kullanılması
13. Aşağıdakilerden hangisi mektup türünün amaçlarından değildir?
A) Bir yardım istemek B) Sevinç ve üzüntü bildirmek C) Haber vermek D) Bir meseleyi tartışmak
E) Bir kişiyi tanıtmak
14. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde anlatım bozukluğu vardır?
A)Bir gün sen de beni anlayacak, bana hak vereceksin.
B)Hiç kimse bulunduğu yerden kalkmasın, sessizce otursun.
C)Yağmur, bardaktan boşanırcasına yağıyor; rüzgâr, deli gibi esiyordu.
D)Rezervasyon yaptıranlar yerlerini almış, diğerleri bilet kuyruğuna girmişti.
E)Elinde kalan son malını da sattı, köyden bir yer alıp oraya yerleşti.
15. Yedi yaşımda bile yoktum. Arabaya binmekten, evden uzaklaşıp değişik yerler görmekten inanılmaz ölçüde hoşnut olurdum. Bir gün motora bindirdi babam beni, eski model bir motora. Yine uzaklaştık evden, değişik değişik yerler gezdik. Ama bir yer vardı, bir köprü, bir tren köprüsü. Bu köprünün altından geçerken sımsıkı sarıldım babama, bu anı hiç unutmayacağım dedim içimden, öyle de oldu, ne zaman bir köprünün altından geçsem bu anı hatırlarım.
Yukarıda verilen parça hangi edebi türün örneğidir?
A) Günlük B) Deneme C)Anı D) Gezi E) Makale
16. Burası bir köyden çok şehirleşmeye başlamış bir kasabaya benziyordu. Etrafta bir tek eski veya topraktan ev görünmüyordu. Otlamaya çıkarılacak hayvanlar için özel bir yol yapılmış ve diğer yolların hemen hepsi asfaltla döşenmişti. Ama bir evin içine girecek olsanız bir yemek sofrası dahi göremezsiniz. Yemekler yerde yenir burada. İnsanlar ütü nedir bilmez. Geze geze de bitiremezsiniz asfalt yollarını!
Yukarıda verilen parça hangi edebi türe örnektir?
A) Deneme B) Makale C) Gezi
D) Anı E) Röportaj
17. I. Bugün, diğerlerinden daha farklı bir gün benim için.
II. Pencerem bir tuvalin çerçevesi gibi, ve bana bu tablo şimdi sonbaharı anlatıyor.
III. Bana böyle davranmış olması aramıza bir soğukluk girdiğinin göstergesi gibi.
IV. Birazdan uyuyacağım ve yarınımın bugünkü gibi olmasını diliyorum.
V. Aradan yıllar geçmiş olmasına karşın o üç sözcük aynı ses tonuyla çınlıyor kulaklarımda.
Yukarıda verilen tümcelerden hangisi bir “günlük”ten alınmış olamaz?
A) I B) II C)III D)IV E) V
18. Elbette onunla birlikte gitmiş olabilir.
Bu cümledeki anlatım bozukluğunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Öğe eksikliği
B) Özne yüklem uyuşmazlığı
C) Öznenin belirtilmemiş olması
D) Aynı anlama sözcüklerin birlikte kullanılması
E) Anlamca çelişen sözcüklerin birlikte kullanılması
19. 1905’te İstanbul’da doğdum. Bahriye Mektebinde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde okudum. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Paris’e gönderildim. Eğitimimi yarıda keserek yurda döndüm. Çeşitli bankalarda çalıştım. Değişik gazetelerde fıkra yazarlığı yaptım.
Bu paragraf ne tür bir yazıdan alınmış olabilir?
A) Biyografi B) Gezi C) Eleştiri D) Fıkra
E) Otobiyografi
20. Biyografi türüyle ilgili aşağıdaki verilen bilgilerden hangisi doğrudur?
a) Yazar kendi başından geçen olayları anlatır.
b) Gazetelerde belli köşelerde, belli günlerde yayınlanır.
c) Gerçek olmasa bile, olması muhtemel olaylar anlatılır.
d) Gözlemlenen yerler ayrıntılarıyla betimlenir.
e) Bir kimsenin hayatı, çalışmaları ve görüşleri anlatılır.
S.Burhanettin AKBAŞ
Cevap Anahtarı:
1. B, 2.C, 3.E, 4. D, 5.B, 6.E, 7.E, 8.A, 9.E, 10.C, 11.C, 12.A, 13.D, 14.B, 15.C, 16.C, 17.E, 18.E, 19. E, 20.E
19 Nisan 2010 Pazartesi
Anlatım Bozukluğu Örnek Cümleler
1.SÖZCÜKLERİN YANLIŞ ANLAMDA KULLANILMASI
• Arkadaşları sayesinde öğretmenden azar işitti.
• Bu apartmanlar birbirine yaklaşık yapılmış.
• Yoksulluğun etken olduğu toplumlarda suç oranı yüksektir.
• Müdürün konuşması öğretmen üzerinde tepki yarattı.
• Yaşlı kadının elinden çantasını çaldılar.
• Bu hastalığa yakalanma şansı çok yüksektir.
• Cumhuriyet, 29 Ekim 1923 yılında ilan edildi.
• Türkiye, sanat dallarında azımsanacak bir ülke değildir.
• Bu yıl, geçen yıldan daha çok kitap yayınlandı.
• Bu durum Türkiye’ye özeldir.
• Ağaç Bayramı’nda yüzlerce çam fidesi ektiler.
• Ölümünün beşinci yılında sanatçıyı kutluyoruz.
• Tarihte görünmeyen olaylara tanık olduk.
• Bugüne kadar önüne çıkan olasılıkları değerlendiremedi.
2.TAMLAMA YANLIŞLARI
• Parasının hesabını bilmeyen zenginler ve fakirler aynı kefede tartılıyor.
• Üniversite sınavına giren öğrenciler ve veliler ter döktü.
• Öğrenciyi, düşünmeye ve yaratıcı olmaya yönelten ve herhangi bir konu üzerinde eleştiri yapmasını sağlayan bir anlayış, eğitim sistemimize henüz yerleşmedi.
• Selçuk Bey, derneğimizin üye ve ikinci başkanıdır.
• Birçok kaynaklarda bu konuya geniş yer verilmiştir.
• Kalbindeki her çarpıntıları kalp hastalığına yorma
• Seçim döneminde her çeşit siyasal etkinliklerin yasaklanmasına seçim yasağı denir.
• Artık hastamızın sağlık durumu tamamen iyileşti.
• Ucu yırtık yabancı paraların Merkez Bankası dahil hiçbir yerde işlem görmüyor.
• Dünyada tamamı mermerden yapılmış ilk anıtsal tapınak Ege’nin Efes kentinde olduğu biliniyor.
• Bu girişim sağlığa verdiğimiz önem ve kararlılığın bir göstergesidir.
• Bu derste belgisiz ve soru zamirlerini işledik.
• Muğla yöresindeki çıkan yangınlardan geriye, çırılçıplak ve simsiyah dağlar, tepeler kaldı.
• Siyasi, askeri ve ekonomi alanlarında görüştüler.
• Ürünümüz gerek çalışan gerekse ev kadınlarının ihtiyacına cevap verebilecek niteliktedir.
• Edebiyat Tarihi’ni çok az veya hiç bilmeyen eleştirmen yanlış hükümler verir.
3. YÜKLEM YANLIŞLARI
• Çocuklar bundan en az zarar ya da hiç zarar görmeden kurtarılmalıdır.
• Hükümet tabibine muayene edilerek sağlık raporu alacaksınız.
• Yapılanları doğru bulmadığıma inanıyorum.
• İnsan yaşamın sorunları karşısında sabırlı ve yılgın olmamalı.
• Bu haberin ne kadar doğru olup olmadığını öğreneceğiz.
• Mevlana, Türkler olduğu kadar yabancılar tarafından da tanınan bir düşünürdür.
• Dürüst biri olduğundan dün de bugün de kuşkuya düşmüyorum.
• Evde yemeği annem, sofrayı ben hazırlarım.
4.GEREKSİZ KULLANILAN SÖZCÜKLER
• Bu gençler, ölmek üzere olan, can çekişen bir sanat dalını canlandırmak için yetiştiriliyorlar.
• Deprem kuşağında olmasına rağmen sağlam yapılmayan binalar bu yüzden dolayı depremde çabucak yıkılıyor.
• Bence edebiyat eleştirisinin, edebiyat incelemesiyle iç içe, bir arada düşünülmesi gerekir.
• Devlet memurlarının kıdem durumları ve terfileri düzelecek.
• Gizli sırlarımı sana söyleyeceğim.
• İşte bu yüzden dolayı sizleri buraya toplamış bulunuyoruz.
• İstanbul’a deniz yoluyla geri dönecekler.
• Bu soru ben ve benim gibi sınava girmiş olan bir çok kişinin kafasını karıştırdı.
• Gitar çalmaya lise yılları zamanında başladım.
• Onunla ilk kez bir arkadaş toplantısında tanıştık.
5. MANTIKSAL ÇELİŞKİLER
• Eminim ki adam güç durumda olmasaydı belki de o parayı almazdı.
• Kuşkusuz ülkemizde dürüst insanlar olmalıdır.
• Eminim bu çalışma öğrencilere faydalı olsa gerek.
• Ayşegül, şu anda yemek pişiriyordur.
• Bu işyerinde aşağı yukarı üç yıldan beri çalışıyorum.
• Elbette onunla birlikte gitmiş olabilirler.
• Bu sınavda tabii ki tüm soruları çözeceğimi tahmin ediyorum.
• Pırıl pırıl mehtaplı bir gecede çiseleyen yağmur onları etkilemiyordu.
• Daha Paris’te öğrenciyken şiirde bir yere varabilmenin ancak konuşma dilinden şiiri arındırmakla gerçekleşeceğini söyler.
6. SÖZCÜKLERE İLİŞKİN YAPISAL VE GÖREVSEL YANLIŞLIKLAR• Törende ikisi öğretmen yirmi beş öğrenci görev aldı.
• Yurtdışındaki bir okuldan mezun olma durumu olduğundan bu sınava katılamaz.
• Buna karşılık Klasik Edebiyat’ın dili ise oldukça ağırdır.
• Havası güzel ama suyu çok temizdir.
• Yanlış bir şey yapsam da kızmaz; ama inanılmayacak kadar anlayışlıdır.
• Bu kameralar, rahatça kullanılabildiği ve taşınmasının kolay olması nedeniyle tercih ediliyor.
7. ÖZNE, NESNE, TÜMLEÇ VE YÜKLEMLE İLGİLİ YANLIŞLIKLAR
• Türkiye’nin birkaç bölgesi hariç henüz kar yüzü görmedi.
• Fabrikanın inşaatı bitecek ve üretime geçecektir.
• Üniversitelerimizin durumu düzelmedikçe toplum kalkınmasında etkili olamazlar.
• Ali, arkadaşı Mustafa’yı hem çok seviyor, hem de kimi davranışlarından dolayı kızıyordu.
• Öğrencileri koruyor, her durumda şefkat gösteriyordu.
• Tartışmayı kazandığına sevindim.
• Yardımcısı ilgiyle dinliyor ve yazıyordu.
• Gezmeyi çok severim ve her tatilde mutlaka giderim.
• Babam eve geleli kitap okuyor.
• Aldığı şehirlere Türkleri yerleştirmek suretiyle Türkleştirdi.
• Ağacın yaprakları kurumuş ve meyve vermez olmuştu.
• Konuşulanları öğrenmeli ve önlemeliydim.
• O akşam ben kendi odama, Fatma da kendi odasına çekilmişti.
• Ahlak sadece kötülüklerden uzak kalmayı değil, aynı zamanda mücadele etmeyi gerektirir.
• Karşı tarafın seni, senin de karşı tarafı çok iyi tanıman lazım.
• Onun ardından ağıt yakan gençlere bakıyorum, hepsi onun ölümüne yanıyor, ıstırap duyuyordu.
• İstersen dünyayı çağır imdada / Yeryüzünde bir sen bir de ben varım.
8. DEYİM VE ATASÖZÜ YANLIŞLARI
• Ağzına bir kaşık bal çaldılar.
• Eski dostluğumuz kalmadı, arayı ısıttık.
• Denize düşen yılandan medet umar.
• Duman olmayan yerden ateş çıkmaz.
9. YANLIŞ YERDE KULLANILAN SÖZCÜKLER
• İzinsiz inşaata girilmez.
• Bu karar 303 karşı 75 oyla alındı.
• Cesetler çok denizde kaldıkları için tanınamadı.
• Beyin zarı iltihabı ölüme, hatta sara nöbetine yol açabilir.
• 300 bin lira ile kaybolan THY Kopenhag bürosunun muhasebecisi aranıyor.
• Eski Ankara Valisi, İzmir’e atanıyor.
10. NOKTALAMA YANLIŞLARI
• Kız babasının zoruyla yaptı bu evliliği.
• Küçük evin bahçesinde ne de güzel oynuyordu.
• Adı geçen araştırmada büyük Türk yazarı Tolstoy’un “Hacı Murat” isimli romanının üzerinde durmuştu.
Etiketler:
Anlatım Bozukluğu,
Anlatım Bozukluğu Ders Notu,
ÖSS Hazırlık Ders Notu,
S.Burhanettin AKBAŞ
18 Nisan 2010 Pazar
Mehmet Doğar'ın Hicran Yarası 2 adlı romanı çıktı

Hicran Yarası II (Roman)
Mehmet Doğar'ın "Hicran Yarası I" ile başlayan roman serisi bu eserle yeni bir mehale kazanırken aslında hayat yolculuğunun acı tatlı anılarının da paylaşımı devam ediyor. Yalnızlık ve talihsizlikler içinde geçen bir hayatın içine serpiştirilmiş sosyal konular da ardı ardına geliyor: Köyden kente göç, kent hayatına uyum, kent hayatındaki önyargılar, siyasallaşan bir gençlik sosyal konular karşımıza çıkıyor. Yazar, kendi hayatını bizimle paylaşırken bir taraftan da bir devre ışıl tutuyor.
Nehir romanlar diyebileceğimiz bu tip seri romanların takibinde çekilen sıkıntıların, acıların zamanla nasıl başarı öykülerine dönüştüğünü de göreceksiniz. Çünkü, eskilerin deyimi ile hayata tutunmak gerekir. Hayat varsa ümit de vardır.
Her hayat öyküsünde olduğu gibi burada da insanlara seslenen değişik yönler vardır ve okuyucu her eserden ne alacağına kendisi karar vermektedir. Bu eseri okuyun, çünkü artık bu hayat öyküsü yazarlarından çıkmıştır ve size aittir.
Bu eserin insan hayatındaki dönüşümü göstermesi bakımından sinema ve dizi yapımcılarının da dikkatini çekeceğini umuyorum. Bu haliyle iyi bir sernaryo ile karşı karşıyayız diyebilirim.
S. Burahanettin AKBAŞ
Yazar / TV Programcısı
Yıldızlar Yayıncılık / ANKARA
S.Burhanettin AKBAŞ’ın Hey Andon isimli romanı çıktı

S.Burhanettin Akbaş’ın 14. Kitabı tarihi bir roman oldu. Ankara’da Yıldızlar Yayıncılık tarafından yayınlanan kitabın konusu da oldukça ilginç…
Roman, 1892-1893 Ermeni Olaylarını Osmanlı Arşiv Belgelerini esas alarak senaryolaştırmakta ve Kayseri, Merzifon, Amasya, Çorum, Yozgat ve Ankara’da geçmektedir.
Romanın baş kahramanı Reşit Bey, Sultan Abdülhamid Han’ın emriyle Anadolu’ya intikal eden Türk Polis Teşkilatından bir kişidir. İşi istihbarat üzerinedir ve Türk Polisi ilk defa istihbarat çalışmalarına önem vermekte ve Ermeni komitacıların takibini yapmaktadır.
Roman, Reşit Bey’in Kayseri’ye gelişi ile başlar. Reşit Bey, Kayseri’de devlet erkanı, polis teşkilatı mensupları ve halktan kişilerle görüşmeler yapar. Amaç Taşnak ve Hınçak örgütlerinin yasa dışı faaliyetleri hakkında belge ve bilgi toplamaktır. Çünkü, örgütün önemli kişilerinden biri olan Taşnak örgütü ileri gelenlerinden Andon Rüştuni’nin Kayseri’ye geldiğini öğrenmiş ve onun faaliyetlerinin takibini önceden Kayseri Polisine yaptırmıştır.
Andon’un faaliyetleri uzak takibe alınır ve içeriden bilgi veren kişilerle sıkı temaslar yürütülür.
Bu arada Merzifon Amerikan Kolejinde Faaliyetler yürüten Kayayan ve Tomayan hakkında da ciddi bilgilere ulaşılır. Son derece az bir personele sahip Türk Polisinin üstün gayretleri ile ve devletin telgraf hatlarına verdiği önemin de etkisiyle İstanbul, Ankara, Yozgat, Kayseri ve Merzifon’la ciddi bir irtibat sağlanır.
Türk Polisi, yılbaşından sonra ciddi bir eylemin peşinde olan örgütün yafta adı verilen bildirileri asacağını öğrenir ama olaya mani olmazlar. Türkiye’nin birçok yerinde aynı anda başlatılan bu eylem Andon’un, Kayayan ve Tomayan’ın Amerikan Okullarında bastırdıkları bildirilerin asılması eylemidir ama bu arada birçok da faili meçhul cinayet işlenmektedir ve devlet yanlısı ve huzur ve barıştan yana olan Ermeniler, örgüt tarafından öldürülmüştür.
Hasta adam gözüyle bakılan Osmanlı, bu olayları kendinden beklemeyecek bir şekilde takip etmiştir ve yafta olayından sonra bir iki gün içinde bütün elebaşlarını ve eylemcileri yakalamayı başarır. Lakin Osmanlı’nın zor günlerinde İstanbul, çok ağır baskılar altındadır. Türk Polisinin yakaladığı birçok komitacı, hafif suçlu sınıfına ayrılıp salıverilir.
Ankara’da kurulan mahkemede ele başlar çok ağır cezalar almasına rağmen bu cezalar Osmanlı Meclisinde yarı yarıya düşürülür ve sonra da Osmanlı Sultanı tarafından en hafif şekle getirilir.
Romanın bölümleri:
1. Reşit Bey’in Kayseri’ye gelişi
2. Reşit Bey’in Kayseri’deki görüşmeleri
3. Valilikteki toplantı ve bir sürpriz
4. Reşit Bey Merzifon’a gidiyor, Kayseri’de ise sular durulmuyor
5. Reşit Bey’in Merzifon’daki çalışmaları
6. REŞİT BEY’İ YOZGAT’TA ZOR GÜNLER BEKLİYOR
7. REŞİT BEY’İN YENİDEN KAYSERİ’YE İNTİKALİ
8. YILBAŞI YORTUSU VE YAFTALARIN ASILMASI
9. ANKARA’DA MAHKEME KURULUYOR
Etiketler:
Hey Andon,
S.Burhanettin AKBAŞ,
Tarihi roman,
Yıldızlar Yayıncılık Ankara
17 Nisan 2010 Cumartesi
BU YILKİ KARINIZ NASIL?
Kelimeleri telaffuz ederken dilimize Arapçadan girmiş bir uzun a (â) sesi vardır ve bu ses bazen uzun okumayı değil de yandaki ünsüzün ince okunmasını da sağlamak için kullanılır. Mesela: kâmil, kâzım, kâğıt örneklerinde olduğu gibi. Ayrıca Batı dillerinden giren bir kısım kelimelerde de bu özellik karşımıza çıkar: plân, plâstik, klâsik, klâsör gibi.
Asıl Türkçede, mesela 11. yüzyılda bu tür sesler Türkçede bulunmazken atalarımızın önce İslam kültürüyle tanışıp Arap ve İran edebiyatlarıyla haşır neşir olmalarıyla, sonra Tanzimat döneminden itibaren de Batı edebiyatlarıyla olan münasebetleri sonucu dilimize uzun ünlüler dediğimiz uzun a (â), uzun i (î), uzun u (û) gibi sesler girmiştir.
Bu sesler aslında bizim şiirimizde, sanatımızda öyle güzel yer aldılar ki, halk şairlerimiz ve divan şairlerimiz bu sesi kullanarak birbirinden güzel şiirlere imza attılar.
Şu kelimelerdeki söyleyiş güzelliğine bakın: zâlim, âfet, rânâ, nâlân, âkıbet, mısrâ, cânan, nidâ, riyâ, ricâ… Bu seslerle örülü şiirlerle yapılan kafiyeler yıllar yılı bu milletin eserlerini süsledi, bu eserler dillerde dolaştı.
Sanılmasın ki bu sesleri sadece mektep medrese görenler kullandı. Mesela Karacaoğlan, bu sesleri kullanan halk şairlerinden sadece biridir. Bakın bir şiirinde bu seslerle nasıl bir incelik yakalıyor?
Bulgar dağı pâre pâre
Kimi al giyer, kimi kâre
Selâm söyleyin nazlı yâre
Ayrılanlar bir olma mı?
Şiirde Karacaoğlan “pâre”, “kâre” ve “yâre” kelimeleriyle hem kafiyeyi hem estetiği yakalamış. Bu arada özbeöz Türkçe olan “kara” kelimesi de incelerek “kâre” olmuş. Bir Kayseri türküsünde “dallarla” kelimesinin “dâllere” olduğu gibi.
Asmalar da kol uzatmış dâllere
Sen düşürdün beni bu hâllere
Türk halkı bu ince sıradan, yumuşak ve uzun okunan a sesini öyle sevmişti ki asıllarına uygun olmasa da, öz Türkçe kelimelerde de normal a sesini, ince a sesine dönüştürüyordu. Bugün kullanılan “var olmak” fiilini hemen herkesin “vâr olmak” şeklinde kullanması gibi.
ŞİMDİ DİLİMİZDE EŞEK ARILARI DOLAŞIYOR
Edebiyatı yabana atalı beri bizim dilimize de bir hâller oldu. Garip garip sesler duymaya başladık. Plan (pilan demiyor), kağıt (kâğıt demiyor), kıfayet (kifâyet demiyor), kazım (kâzım demiyor)… Neler neler… Durum böyle olunca birçok telaffuz hatası, mânâ hatalarına da dönüşüveriyor. Meselâ, bir cümle:
-Bu seneki karınız nasıl?
Adam her yıl evleniyor ya, adamın yeni karısını soruyor sanırsınız. Yok öyle değil, “kâr” var ya, kazanç demek olan söz, aslında onu kastediyor.
Biz dilimizin estetik çehresi güzel olsun diye uğraşırken birilerinin de hâlâ uzun ünlülerle kavgasının sürdüğünü görüyoruz.
-Yahu uzun ünlüler Türkçeden kaldırılmadı mı? Türk Dil Kurumu bu ünlüleri kaldırdı deniyordu da…
Tabii ki böyle bir şey yok. Sonra niye kaldırılsın ki? Bu dilde uzun ünlü vâr olduğuna göre, hem bu sesler dilde bir âhenk unsuru olarak kullanıldığına göre, dilin sesleri de yazıya geçirileceğine göre uzun ünlü dilimizde vardır ve TDK’nın imlâ kılavuzunda örnekleriyle birlikte anlatılmaktadır.
Farz edelim ki böyle bir şey oldu, “çâre”yi, “vefâ”yı, “sefâ”yı, “edâ”yı, “ezâ”yı ne yapacağız? Eşinize veya çocuklarınıza şöyle gönülden söylediğiniz “hayâtım” kelimesini artık söylemeyecek misiniz? Tabii ki söyleyeceğiz.
Bırakalım çocuklarımız bu sesleri öğrensinler. Çene yapıları buna alışsın. Çok şey kazanırlar bundan emin olun. Hem telaffuzları düzelir, hem de estetik zevkleri gelişir.
Şimdi gençlerin dilinde “zâlim” diye bir şarkı gezinip duruyor. Şarkı Batı müziği tarzında olduğu halde bizim sanat müziğimiz gibi estetik bir tarzı var. Bir “zâlim” kelimesinin tek başına bu şarkıya kattığı güzellik tartışılmaz. Bu şarkıyı besteleyenleri kutlamak isterim. Dilimizin böyle inceliklerini yakalayıp beste yapmaya devam etmeliler.
Şu şiiri gençlere, çocuklara okutun, hatta ezberletin. Sadece birkaç beyit yazacağım. Onlar bu işten keyif almayı öğrenirlerse çok şey kazanacaklar.
Câna cefâ ya kıl vefâ, kahrın da hoş, lütfun da hoş
Ya dert gönder, yâhut devâ, kahrın da hoş, lütfun da hoş
……..
Gelse celâlinden cefâ, yahut cemâlinden vefâ
İkisi de câna safâ, kahrın da hoş, lütfun da hoş
……..
Ağlatırsan zâri zâri, verirsen cennet-i hûri
Lâyık görür isen nârı, kahrın da hoş, lütfun da hoş
Tennûrî
S.Burhanettin AKBAŞ
Asıl Türkçede, mesela 11. yüzyılda bu tür sesler Türkçede bulunmazken atalarımızın önce İslam kültürüyle tanışıp Arap ve İran edebiyatlarıyla haşır neşir olmalarıyla, sonra Tanzimat döneminden itibaren de Batı edebiyatlarıyla olan münasebetleri sonucu dilimize uzun ünlüler dediğimiz uzun a (â), uzun i (î), uzun u (û) gibi sesler girmiştir.
Bu sesler aslında bizim şiirimizde, sanatımızda öyle güzel yer aldılar ki, halk şairlerimiz ve divan şairlerimiz bu sesi kullanarak birbirinden güzel şiirlere imza attılar.
Şu kelimelerdeki söyleyiş güzelliğine bakın: zâlim, âfet, rânâ, nâlân, âkıbet, mısrâ, cânan, nidâ, riyâ, ricâ… Bu seslerle örülü şiirlerle yapılan kafiyeler yıllar yılı bu milletin eserlerini süsledi, bu eserler dillerde dolaştı.
Sanılmasın ki bu sesleri sadece mektep medrese görenler kullandı. Mesela Karacaoğlan, bu sesleri kullanan halk şairlerinden sadece biridir. Bakın bir şiirinde bu seslerle nasıl bir incelik yakalıyor?
Bulgar dağı pâre pâre
Kimi al giyer, kimi kâre
Selâm söyleyin nazlı yâre
Ayrılanlar bir olma mı?
Şiirde Karacaoğlan “pâre”, “kâre” ve “yâre” kelimeleriyle hem kafiyeyi hem estetiği yakalamış. Bu arada özbeöz Türkçe olan “kara” kelimesi de incelerek “kâre” olmuş. Bir Kayseri türküsünde “dallarla” kelimesinin “dâllere” olduğu gibi.
Asmalar da kol uzatmış dâllere
Sen düşürdün beni bu hâllere
Türk halkı bu ince sıradan, yumuşak ve uzun okunan a sesini öyle sevmişti ki asıllarına uygun olmasa da, öz Türkçe kelimelerde de normal a sesini, ince a sesine dönüştürüyordu. Bugün kullanılan “var olmak” fiilini hemen herkesin “vâr olmak” şeklinde kullanması gibi.
ŞİMDİ DİLİMİZDE EŞEK ARILARI DOLAŞIYOR
Edebiyatı yabana atalı beri bizim dilimize de bir hâller oldu. Garip garip sesler duymaya başladık. Plan (pilan demiyor), kağıt (kâğıt demiyor), kıfayet (kifâyet demiyor), kazım (kâzım demiyor)… Neler neler… Durum böyle olunca birçok telaffuz hatası, mânâ hatalarına da dönüşüveriyor. Meselâ, bir cümle:
-Bu seneki karınız nasıl?
Adam her yıl evleniyor ya, adamın yeni karısını soruyor sanırsınız. Yok öyle değil, “kâr” var ya, kazanç demek olan söz, aslında onu kastediyor.
Biz dilimizin estetik çehresi güzel olsun diye uğraşırken birilerinin de hâlâ uzun ünlülerle kavgasının sürdüğünü görüyoruz.
-Yahu uzun ünlüler Türkçeden kaldırılmadı mı? Türk Dil Kurumu bu ünlüleri kaldırdı deniyordu da…
Tabii ki böyle bir şey yok. Sonra niye kaldırılsın ki? Bu dilde uzun ünlü vâr olduğuna göre, hem bu sesler dilde bir âhenk unsuru olarak kullanıldığına göre, dilin sesleri de yazıya geçirileceğine göre uzun ünlü dilimizde vardır ve TDK’nın imlâ kılavuzunda örnekleriyle birlikte anlatılmaktadır.
Farz edelim ki böyle bir şey oldu, “çâre”yi, “vefâ”yı, “sefâ”yı, “edâ”yı, “ezâ”yı ne yapacağız? Eşinize veya çocuklarınıza şöyle gönülden söylediğiniz “hayâtım” kelimesini artık söylemeyecek misiniz? Tabii ki söyleyeceğiz.
Bırakalım çocuklarımız bu sesleri öğrensinler. Çene yapıları buna alışsın. Çok şey kazanırlar bundan emin olun. Hem telaffuzları düzelir, hem de estetik zevkleri gelişir.
Şimdi gençlerin dilinde “zâlim” diye bir şarkı gezinip duruyor. Şarkı Batı müziği tarzında olduğu halde bizim sanat müziğimiz gibi estetik bir tarzı var. Bir “zâlim” kelimesinin tek başına bu şarkıya kattığı güzellik tartışılmaz. Bu şarkıyı besteleyenleri kutlamak isterim. Dilimizin böyle inceliklerini yakalayıp beste yapmaya devam etmeliler.
Şu şiiri gençlere, çocuklara okutun, hatta ezberletin. Sadece birkaç beyit yazacağım. Onlar bu işten keyif almayı öğrenirlerse çok şey kazanacaklar.
Câna cefâ ya kıl vefâ, kahrın da hoş, lütfun da hoş
Ya dert gönder, yâhut devâ, kahrın da hoş, lütfun da hoş
……..
Gelse celâlinden cefâ, yahut cemâlinden vefâ
İkisi de câna safâ, kahrın da hoş, lütfun da hoş
……..
Ağlatırsan zâri zâri, verirsen cennet-i hûri
Lâyık görür isen nârı, kahrın da hoş, lütfun da hoş
Tennûrî
S.Burhanettin AKBAŞ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
